

The Walking Dead — 9. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
428 kelime
Seviye
ciddiyetle
Sahnedeciddi ve resmi bir şekilde
He solemnly promised to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğine ciddiyetle söz verdi
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
topluluk
Sahnedeaynı yerde yaşayan insan grubu
Our community is very friendly
Topluluğumuz çok arkadaş canlısı
topluluk
belirli bir bölgede yaşayan veya ortak özellikleri olan insanlar grubu
He is an active member of our community
O topluluğumuzun aktif bir üyesidir
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
kaybetmek
Sahnedebir yarışı veya oyunu kazanamamak
I do not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemiyorum
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
hitap etmek
Sahnedebirine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
adres
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
sonuç
Sahnedebir sürecin veya olayın sonunda ortaya çıkan durum
We are waiting for the outcome of the test
Testin sonucunu bekliyoruz
bahsetmek
Sahnedebir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
bahsetmeye değer
üzerinde konuşulacak kadar önemli olan
It is a success worth speaking of
Bu bahsetmeye değer bir başarı
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
hamile
Sahnedevücudunda bebek taşıyan
She is preggers
O hamile
eve dönmek
Sahnedeönceden bulunulan yere veya eve geri dönme
I am going back home tomorrow
Yarın eve dönüyorum
memleket
kişinin yaşadığı veya büyüdüğü yer
I am going back home next month
Gelecek ay memlekete dönüyorum
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
hatırlamak
Sahnedebir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
düzine
Sahnedeon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
Sahnedemaddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
sıkıca tutmak
Sahnedebir şeyi el veya kollarla güçlü bir şekilde kavramak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzanı sıkıca tut
elinde tutmak
sahip olmaya devam etmek
You should hold on to your ticket
Biletini elinde tutmalısın
beklemek
kısa bir süre durup beklemek
Please hold on to the line for a moment
Lütfen hatta bir an bekle
tutunmak
destek almak için birine veya bir şeye güvenmek
You should hold on to your principles
İlkelerine tutunmalısın
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
yönelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Let's head to the park
Hadi parka gidelim
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
kız evlat
Sahnedebir ebeveynin kız çocuğu
She has a daughter
Onun bir kızı var
ameliyat
Sahnedevücudun içindeki bir şeyi düzeltmek veya çıkarmak için yapılan tıbbi işlem
He needs heart surgery
Kalp ameliyatına ihtiyacı var
muayenehane
doktor veya diş hekiminin hastaları kabul ettiği yer
The doctor is at his surgery
Doktor muayenehanesinde
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
hazırlanmak
Sahnedebir şeye hazır hale gelmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
muhafaza etmek
Sahnedebir şeyi orijinal durumunda tutmak
We must preserve these documents
Bu belgeleri muhafaza etmeliyiz
özel alan
sadece belirli bir grubun dahil olduğu etkinlik veya alan
Politics was once the preserve of men
Politika bir zamanlar erkeklerin özel alanıydı
reçel
şekerle pişirilip kavanozlarda saklanan meyve
She spread some fruit preserve on her toast
Kızarmış ekmeğine biraz meyve reçeli sürdü
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
edinmek
bir şeyi kazanmak veya öğrenmek
He picked up a new language easily
O yeni bir dili kolayca edindi
fark etmek
bir şeyi farkına varmak ya da duymak
I picked up a faint sound
Hafif bir ses duydum
artmak
daha güçlü ya da daha fazla hale gelmek
Sales picked up this month
Satışlar bu ay arttı
kobra
Sahnedeboynunu genişleterek bir başlık oluşturan zehirli bir yılan
The cobra is a dangerous snake
Kobra tehlikeli bir yılandır
hiç
Sahnedehiçbir şey anlamına gelen argo bir ifade
I worked all day and got bupkis
Tüm gün çalıştım ve hiçbir şey alamadım
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
bir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
tarihler
Sahnedeayın veya yılın belirli günleri
Please check the dates
Lütfen tarihleri kontrol edin
randevular
iki kişi arasındaki sosyal buluşmalar
They have many dates
Çok fazla randevuları var
hurma
palmiye ağacında yetişen tatlı kahverengi meyve
I like to eat dates
Hurma yemeyi severim
riskli
Sahnedetehlikeli veya belirsiz
The situation is a bit dicey
Durum biraz riskli
diğerleri
Sahnedegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
tavsiye
yapılması veya seçilmesi gereken şey hakkında verilen öğüt
Please follow my suggestion
Lütfen tavsiyeme uy
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
sadece
Sahnedebaşka hiçbir şey olmayan
It is a mere scratch
Bu sadece bir çizik
görev
Sahnedeönemli bir görev
He completed his mission
Görevini tamamladı
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
dökmek
Sahnedebir sıvıyı yanlışlıkla düşürmek
Don't spill the milk
Sütü dökme
anlatmak
Sahnedegizli bir bilgiyi veya sırrı açıklamak
Spill the secret
Sırrı anlat
dökülme
yanlışlıkla dökülen sıvı
There is a spill on the carpet
Halıda bir dökülme var
dökmek
kanın vücuttan dışarı akmasına sebep olmak
They tried to avoid spilling blood
Kan dökmekten kaçınmaya çalıştılar
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
daha uzak
Sahnededaha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
daha fazla
daha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
boombox
Sahnedebüyük taşınabilir müzik çalar
He brought a boom box to the party
Partiye bir boombox getirdi
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
planlamak
Sahnedebir şeyi dikkatlice ve tamamen planlamak
We need to plan out the project
Projeyi detaylıca planlamamız gerekiyor
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
Sahnedeaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
Sığın
Sahnedebüyük boynuzları olan büyük bir geyik türü
The elk has big antlers
Sığının büyük boynuzları vardır
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
tereyağı aromalı
Sahnedetereyağı tadında olan
I like butter flavored popcorn
Tereyağı aromalı mısırı severim
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
sonbahar
Sahnedeyaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
düşmek
hızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
sürü
Sahnedehayvanlardan oluşan büyük grup
A herd of cows is in the field
Tarlada bir inek sürüsü var
gütmek
bir hayvan grubunu bir arada hareket ettirmek
The farmer herds the sheep
Çiftçi koyunları gütüyor
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
sinema
Sahnedefilm yapma sanatı veya işi
I love world cinema
Dünya sinemasını seviyorum
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
keyif kaçıran
Sahnedebaşkalarının eğlencesini bozan kişi
Don't be such a killjoy
Bu kadar keyif kaçıran biri olma
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
nüksetme
Sahnedetıbbi bir durumun aniden şiddetlenmesi
Her eczema flared up last night
Egzaması dün gece nüksetti
alevlenmek
bir durumun veya hastalığın aniden şiddetlenmesi
The conflict flared up again
Çatışma yeniden alevlendi
alevlenme
kötü bir durumun aniden şiddetlenmesi
The doctor checked the flare-up on his skin
Doktor cildindeki alevlenmeyi kontrol etti
sona erme
Sahnedebir şeyin süresinin dolması veya sona ermesi
The expiration of the contract is soon
Sözleşmenin sona ermesi yakındır
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim