Merhaba! Bu blog yazımızda A2 seviyesindeki İngilizce kelimeleri sizlerle paylaşıyoruz. A1 seviyesini tamamladıysan, A2 kelimeleri öğrenmek İngilizce'de bir sonraki doğal adımdır. Bu kelimeler günlük hayatta en sık kullanılan kelimeler arasında yer alır; öğrendiğinde geçmiş deneyimlerini anlatmak, planlar yapmak ve A1'e göre çok daha uzun cümleler kurmak senin için kolaylaşır.
A2, Avrupa Dil Çerçevesi'nde (CEFR) temel kullanıcı seviyesinin ikinci basamağıdır. Bu seviyede artık yalnızca kendini tanıtmakla kalmaz; günlük rutinini, geçmişte yaptıklarını ve yakın gelecekteki planlarını basit cümlelerle anlatabilirsin. Aşağıda A2 seviyesinde en sık karşına çıkacak kelime gruplarını, anlamlarını ve örnek cümlelerini bulacaksın.
Henüz A1 seviyesini tamamlamadıysan önce A1 seviye İngilizce kelimeler ve anlamları yazımıza göz atmanı öneririz.
Sık kullanılan fiiller become (olmak / hâline gelmek): I want to become a teacher. — Öğretmen olmak istiyorum.bring (getirmek): Please bring your book. — Lütfen kitabını getir.learn (öğrenmek): I learn English every day. — Her gün İngilizce öğreniyorum.understand (anlamak): I understand the question. — Soruyu anlıyorum.remember (hatırlamak): I don't remember his name. — Adını hatırlamıyorum.decide (karar vermek): We decided to go home. — Eve gitmeye karar verdik.Sık kullanılan isimler week (hafta), month (ay), hour (saat)city (şehir), country (ülke), street (sokak)problem (sorun), question (soru), idea (fikir)weather (hava durumu), holiday (tatil), ticket (bilet)Sık kullanılan sıfatlar easy (kolay) / difficult (zor)early (erken) / late (geç)cheap (ucuz) / expensive (pahalı)clean (temiz) / dirty (kirli)safe (güvenli) / dangerous (tehlikeli)Günlük kalıp ifadeler Could you help me? — Bana yardım eder misin?What time is it? — Saat kaç?I'd like to... — ... istiyorum / rica edeceğimHow much is it? — Ne kadar?See you later — Sonra görüşürüzA2 kelimeleri nasıl öğrenilir? A2 seviyesinde en sık yapılan hata, kelimeleri tek tek ezberleyip aynı kalıpla cümle kurmaya çalışmaktır. Çok daha verimli yol, her kelimeyi farklı zaman kiplerinde görmektir. Örneğin "decide " kelimesini yalnızca şimdiki zamanda değil, "We decided to go home " gibi geçmiş zaman cümlesiyle de öğrenirsen kelime kafanda çok daha kalıcı hâle gelir.
Dizilerle pekiştirme A2 kelimeleri, günlük hayatı ve basit hikâyeleri anlatan dizilerde sürekli tekrar eder. Friends, Modern Family veya The Office gibi diziler bu kelimeleri doğal bağlamda defalarca duymanı sağlar. Her bölümden 5-10 yeni kelime çıkar, anlamını ve örnek cümlesini kaydet, sonra düzenli quizlerle tekrar et.
Sıradaki hedefin A1 ve A2 seviyelerini birlikte tamamlamak için yaklaşık 1500-2000 temel kelime yeterlidir. Günde 10 kelime öğrenirsen birkaç ay içinde bu hedefe ulaşır, günlük konuşmaların büyük bölümünü anlamaya ve kendini daha rahat ifade etmeye başlarsın. Sabırlı ol, her gün küçük bir adım at ve öğrendiklerini tekrar etmeyi unutma.
A2 Seviye İngilizce Kelimeleri Nasıl Öğrenebilirim? Aşağıdaki listede her bir kelimeyi anlamıyla birlikte listeledik. Listemiz 1000 kelimeden oluşmaktadır. Listedeki kelimelerin 1'den 9'a kadar zorluk seviyesini de belirledik. Zorluk barını kullanarak kelimeleri zorluğuna göre filtreleyebilirsiniz. Kelimelerin yanındaki ses işaretine tıklayarak her bir kelimenin telaffuzunu dinleyebilirsiniz. Ayrıca kelimelerin üstüne tıklayarak kelimelerin örnek cümle içinde kullanımını görebilirsiniz. Göz simgesine tıklayarak bildiğiniz kelimeleri listeden çıkarmanız da mümkün. Listeden çıkarma işlemini tamamladıktan sonra Quiz'e Git butonu ile Kelime Quiz'ini başlatabilirsiniz. Quiz sekmesinde kelimeleri öğrenebilmeniz için 8 farklı oyun modu ekledik. İstediğiniz modları seçerek karışık modda kelimeleri öğrenebilirsiniz.
Bu Kelime Listesi Nasıl Oluşturuldu? Diziyle Öğren olarak geliştirdiğimiz küçük çaplı bir yapay zeka 50'den fazla İngilizce dizi ve filmi taradı ve sizler için en çok kullanılan kelimeleri sıklığına göre sıraladı. Aşağıdaki liste, en sık kullanılan kelimelerin ikinci 1000'lik dilimini (1000-2000) yani A2 seviyesindeki kelimeleri içermektedir. Daha fazla dizi ve film taradıkça listemiz otomatik olarak güncellenmektedir. Yakın zamanda B1 ve B2 gibi daha ileri kelime listeleri için de blog yazımızı paylaşacağız. Blog yazısı yayınlandığında haberdar olmak için bizi sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.
İngilizce A2 Kelime Listesi PDF Kelimeleri çıktı alıp çalışmak istiyorsanız PDF dosyasını aşağıdan indirebilirsiniz. PDF dosyasına sadece Premium üyelerimiz erişebilir. Sınırsız PDF indirme avantajının yanında Premium üyelik ile dizilerde kullanılan kelimelere ve özel içeriklere de erişebilirsiniz. Sizler için bu tür özel listeler hazırlamaya devam edeceğiz 😊
İngilizce A2 Kelime Listesi.pdf A2 İngilizce Kelime Listesi Kelime listesini Quiz ile aşağıdan ücretsiz bir şekilde çalışabilirsiniz. Umarız İngilizce öğrenme sürecinizde sizlere faydalı olabiliriz. Şimdiden keyifli çalışmalar dileriz 😊
Kelimeler ve anlamları 994 kelime
a1 197 a2 327 b1 402 b2 59 c1 4 c2 5
arkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
başka bir şeyden daha yüksek seviye konum veya miktarda
The bird is flying above the trees
Kuş ağaçların üzerinde uçuyor
birinin söylediği veya bildirdiği üzere
According to him, it is true
Ona göre bu doğru
bir kurala veya plana göre olan
Everything went according to the plan
Her şey plana uygun gitti
herhangi bir zorlama olmadan kişinin kendi arzusu
She left of her own accord
O kendi isteğiyle ayrıldı
birine hak veya statü gibi bir şeyi vermek
The law accords equal rights to all
Yasa herkese eşit haklar tanır
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
gerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
birinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
tamamen büyümüş kişi
He is an adult now
O artık bir yetişkin
tam olarak büyümüş kişi
He is an adult
O bir yetişkin
tam olarak büyümüş insan
She is an adult now
O artık bir yetişkin
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
ileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
bir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
bir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
iki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
bir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
bir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
beklenenin aksine bir sonucun gerçekleştiğini belirtir
It did not rain after all
Nihayetinde yağmur yağmadı
bir durumu açıklayan veya gerekçelendiren bir sebep sunar
You should forgive him after all he is your brother
Onu affetmelisin sonuçta o senin kardeşin
öğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
birinin bir yerden önce geçmesine izin vermek için kullanılan kibar ifade
After you through the door
Kapıdan önce siz buyurun
her iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
insanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
am is are has veya have not ifadelerinin yerine kullanılan standart dışı kısaltma
I ain sure about that
Bundan emin değilim
uçakların kalktığı ve indiği yer
I am going to the airport
Havalimanına gidiyorum
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
tehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
insanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
tamamen uyanık ve net düşünebilen
He is very alert
O çok uyanık
size tehlikeyi bildiren bir mesaj
I got a weather alert
Bir hava durumu uyarısı aldım
birini bir tehlike veya durum hakkında haberdar etmek
The alarm alerted everyone to the fire
Alarm herkesi yangına karşı uyardı
başka bir gezegenden gelen varlık
The alien comes from Mars
Uzaylı Mars'tan geliyor
çok yorgun olan
I am all in after the long race
Uzun yarıştan sonra çok bitkinim
tüm gücüyle kendini bir işe adamış
He is all in for the new project
Yeni proje için tamamen kararlı
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
bir şeyin son noktasına kadar veya bütünüyle
I read the book all the way to the end
Kitabı sonuna kadar okudum
cinsel birliktelik yaşamak için kullanılan nazik bir ifade
They decided to go all the way
Cinsel ilişkiye girmeye karar verdiler
uzun bir mesafe
I walked all the way to the park
Parka kadar tüm yolu yürüdüm
en güçlü veya en önemli olan
He is the alpha of the group
O grubun lideridir
Yunan alfabesinin ilk harfi
Alpha is the first letter of the Greek alphabet
Alfa Yunan alfabesinin ilk harfidir
onaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
zıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
kuzey ve güney amerika kıtalarını kapsayan kara parçası
America is a large landmass
Amerika büyük bir kara parçasıdır
amerika birleşik devletleri ülkesi
Many people live in America
Amerika'da birçok insan yaşıyor
başka kişi veya nesnelerin ortasında veya çevrelenmiş durumda
He is among his friends
O arkadaşlarının arasında
bir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
bir şeyin sonunda belirli bir noktaya veya duruma gelmek
Her efforts amounted to nothing
Çabaları hiçbir şeye varmadı
bazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
çok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
hafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
birini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
beraber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
parçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
parçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
üzgün olduğunu belirten ifade
Please accept my apology
Lütfen özrümü kabul edin
bir hata sonrası pişmanlık belirtme
I owe you an apology
Sana bir özür borçluyum
bir hata için üzgün olduğunu belirten sözler
She accepted his apology
Onun özürünü kabul etti
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
bir durum için etkili veya doğru olmak
This rule does not apply here
Bu kural burada geçerli değil
resmi olarak bir şey istemek
I want to apply for a job
Bir işe başvurmak istiyorum
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak
You should apply these methods
Bu yöntemleri uygulamalısın
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yaymak
Please apply this cream to your skin
Lütfen bu kremi cildine sür
bir şeye tüm dikkati ve çabayı vermek
You must apply yourself to your studies
Derslerine yoğunlaşmalısın
bir şey için resmi talepte bulunmak
I applied for a new job
Yeni bir iş için başvurdum
resmi bir istek göndermek
She applied to the university
Üniversiteye müracaat etti
bir şeyi bir amaç için kullanmak
Apply this cream to your skin
Bu kremi cildine uygula
bir şeyi yapmak için gayret göstermek
You must apply more effort
Daha çok çabalamalısın
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
önceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
birine veya bir şeye daha yakın hale gelmek
The train is approaching the station
Tren istasyona yaklaşıyor
bir şeyi yapma yöntemi
We need a new approach to this problem
Bu soruna yeni bir yaklaşım gerekiyor
bir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
bir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
birinin fiziksel veya duygusal olarak sağlıklı ya da güvende olup olmadığını sormak
Are you okay after the accident
Kazadan sonra iyi misin
birinin bir şeyden emin olup olmadığını veya doğru karar verip vermediğini kontrol etmek için sorulan soru
Are you sure about your decision
Kararın hakkında emin misin
bir şeye karşı konuşmak
He argued against the plan
Plana karşı çıktı
kendinizi geçindirmek için kazandığınız para
Farming is his livelihood
Çiftçilik onun geçim kaynağıdır
bir konu hakkında gerekçe sunmak
He tried to argue his point of view
O kendi bakış açısını savunmaya çalıştı
farklı görüşlere sahip olduğunuz için biriyle kızgın bir şekilde konuşmak
They always argue about money
Onlar her zaman para hakkında tartışırlar
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
bir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
bir yere ulaşmak
We arrive at the station at noon
Öğlen istasyona varıyoruz
bir yere gitmek
They arrive in London tomorrow
Yarın Londra'ya ulaşıyorlar
insan yaratıcılığının ifadesi
I love modern art
Modern sanatı severim
sanat eseri üreten kişi
He is a great artist
O harika bir sanatçıdır
işini çok iyi yapan kişi
He is an artist with a paintbrush
Fırça kullanmakta tam bir usta
sanat eseri yapan kimse
She is a famous artist
O ünlü bir sanatçı
bir şey yandıktan sonra geriye kalan ince gri toz
The fire left only ash
Ateş sadece kül bıraktı
güçlü odunu olan bir ağaç türü
This table is made of ash
Bu masa dişbudaktan yapılmıştır
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
bir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
uyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
çok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
çok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
başka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
birine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
bir şeyle aynı zamanda meydana gelmek
Fever often attends this illness
Ateş genellikle bu hastalığa eşlik eder
birine veya bir şeye yardım etmek ya da bakım sağlamak
You should attend to your studies
Derslerinle ilgilenmelisin
birinin gelmesine kadar orada bulunmak
He attended the guests at the door
Misafirleri kapıda bekledi
bir etkinliğe gitmek veya bir yerde bulunmak
I will attend the meeting
Toplantıya katılacağım
hukuksal konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a successful attorney
O başarılı bir avukat
ebeveynin kız kardeşi
My aunt lives in London
Halam Londra'da yaşıyor
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
emir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
belirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
kullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
kullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
uykudan uyanma eylemi
I awake early every day
Her gün erken uyanırım
uyumayı bırakıp çevrenin farkına varmak
He will awake at sunrise
O gün doğumunda uyanacak
bir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
çok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
rahatsızlık veya utanç veren
It was an awkward moment
Utandırıcı bir andı
bir durumda kendini gergin veya tuhaf hissetme
I felt awkward at the party
Partide kendimi huzursuz hissettim
genellikle kadınlar için kullanılan çekici kişi
She is a real babe
O gerçekten çekici bir kadın
sevilen veya beğenilen kişiye hitap ederken kullanılan samimi sözcük
I love you babe
Seni seviyorum bebeğim
tecrübesiz veya saf kişi
He is a babe in the woods when it comes to business
İş konusunda tam bir toy
çok küçük çocuk
She is holding the babe in her arms
Bebeği kollarında tutuyor
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
bir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
birini zor bir durumdan çıkarmak
She had to bail him out of trouble
Onu zor durumdan kurtarması gerekti
şeyleri eşit veya sabit hale getirmek
You should balance the weight
Ağırlığı dengelemelisin
farklı şeyleri doğru miktarlarda tutmak
I try to balance work and life
İş ve hayatı dengede tutmaya çalışıyorum
şeylerin eşit olduğu durum
The ecosystem is in balance
Ekosistem dengede
bir şeyin düşmesini engellemek
He can balance on one leg
Tek ayağı üzerinde dengede durabiliyor
birlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
haberleşme amacıyla kullanılan radyo frekans aralığı
The radio operates on a specific frequency band
Radyo belirli bir frekans bandında çalışıyor
alnın önüne düz kesilmiş saç
She has bangs
Saçında perçem var
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They banged
Onlar seks yaptı
birinin yaşadığı yer
This is my bang
Burası benim evim
aniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang
Yüksek bir gümbürtü duydum
bir şeye sertçe vurmak
He banged his head on the door
Kafasını kapıya çarptı
aniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang outside
Dışarıda yüksek bir patlama duydum
çok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
bir kararın temelini oluşturmak
I base my decision on facts
Kararımı gerçeklere dayandırıyorum
bir şeyi destekleyen alt kısım
The lamp has a heavy base
Lambanın ağır bir tabanı var
bir şeyin ana veya en alt kısmı
This is the base for the soup
Bu, çorbanın temeli
bir şeyden yola çıkılarak geliştirilen veya oluşturulan
The movie is based on a book
Film bir kitaba dayalıdır
belirli bir temele veya esasa sahip olan
It is a fact based argument
Bu gerçek temelli bir tartışmadır
bir yerde bulunan veya faaliyet gösteren
The company is based in London
Şirket Londra merkezlidir
binanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
temel bir şekilde
It is basically a simple plan
Bu temel olarak basit bir plan
bir tür tatlı su balığı
He caught a big bass
Büyük bir levrek yakaladı
düşük notalar çalan büyük telli bir çalgı
He plays the bass
Bas çalıyor
müzikte derin ve pes olan ses
The bass in this song is strong
Bu şarkıdaki bas sesi çok güçlü
yıkanmak için kullanılan yer veya küvet
The bath is large
Banyo büyük
vücudun küvette yıkanması eylemi
I take a bath every day
Her gün banyo yaparım
kuşların yıkanması için kullanılan su kabı
The birds played in the bath all day
Kuşlar bütün gün banyoda oynadı
birini veya bir şeyi su ile temizlemek
Please bath the baby gently
Lütfen bebeği nazikçe yıka
birine fiziksel olarak saldırma suçu
He was arrested for battery
Darp suçundan tutuklandı
birlikte çalışan büyük toplar grubu
The artillery battery moved into position
Topçu bataryası mevziye yerleşti
bir şeyi çalıştırmak için elektrik depolayan aygıt
I need a new battery for my remote
Kumanda için yeni bir pile ihtiyacım var
aynı türden çok sayıda şey veya kişi
She faced a battery of questions
Basından bir dizi soruyla karşılaştı
bir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
birini veya bir şeyi yenmeye çalışmak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
zor bir durumla başa çıkmak için çok çabalamak
They battle against the storm
Onlar fırtınaya karşı mücadele ediyor
bir mahkemede yaşanan uzun ve zorlu anlaşmazlık
They fought a long battle in court
Mahkemede uzun bir hukuk mücadelesi verdiler
Daha fazla göster