

How I Met Your Mother — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
463 kelime
Seviye
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
satın alma
Sahnedebir şey satın alma eylemi
This purchase was expensive
Bu satın alma pahalıydı
satın almak
bir şey için para ödemek
I want to purchase a new car
Yeni bir araba satın almak istiyorum
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
bir
Sahnede1 sayısı
I have one book
Bir kitabım var
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
biriyle yatmak
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He hopes to get laid tonight
Bu gece biriyle yatmayı umuyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
el hareketi
Sahnedeanlam ifade eden el hareketi
He used a hand gesture to say hello
Merhaba demek için el hareketi kullandı
at
Sahnedebinmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
beygir gücü
motor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
aferin
Sahnedeiyi bir iş yapan birini övmek için kullanılır
Attaboy! You did it!
Aferin! Başardın!
tıklamayı bırakmak
Sahnedebir bilgisayar faresindeki düğmeye basmayı bırakmak
Unclick the button to drop the file
Dosyayı bırakmak için düğmeye tıklamayı bırakın
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
bilet
Sahnedebir yere girmek veya seyahat etmek için kullanılan belge
I bought a movie ticket
Bir sinema bileti aldım
trafik cezası
trafik kurallarını ihlal ettiğiniz için verilen ceza makbuzu
He got a parking ticket
Park cezası yedi
giriş bileti
bir yere girmeye izin veren belge
I bought a ticket for the concert
Konser için bilet aldım
baş belası
uğraşması zor olan kişi
That child is a real ticket
O çocuk tam bir baş belası
çekiliş bileti
birine ödül kazanma şansı veren kâğıt
She bought a ticket for the prize draw
Ödül çekilişi için bir bilet aldı
savuşturmak
Sahnedebir saldırıyı veya istenmeyen bir şeyi uzaklaştırmak
He tried to fend off the attack
Saldırıyı savuşturmaya çalıştı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
çalışmak
Sahnedebir konu hakkında bilgi edinmek için zaman harcamak
I study English every day
Her gün İngilizce çalışırım
çalışma odası
okuma yazma veya çalışma için kullanılan oda
He is in his study
O çalışma odasında
hızlı öğrenen
bir şeyi çabuk kavrayan kimse
She is a fast study
O hızlı öğrenen biridir
araştırma
bir konunun detaylı incelenmesi
They conducted a study on the new medicine
Yeni ilaç üzerine bir araştırma yaptılar
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
limonata
Sahnedelimon ve şekerden yapılan içecek
I would like a glass of lemonade
Bir bardak limonata istiyorum
iglo
Sahnedekar ve buzdan yapılmış küçük ev
They built an igloo
Bir iglo inşa ettiler
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
çanta
Sahnedeeşyaları taşımak için kullanılan esnek kap
I have a blue bag
Mavi bir çantam var
yakalamak
bir şeyi yakalamak veya ele geçirmek
He bagged a deer
Bir geyik yakaladı
kapmak
bir şeyi elde etmeyi başarmak
She bagged a promotion
Bir terfi kaptı
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi salıvermek
The police released the prisoner
Polis mahkumu serbest bıraktı
yayınlamak
yeni bir ürünü halkın kullanımına sunmak
The company released a new game
Şirket yeni bir oyun yayınladı
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
uçak
Sahnedekanatları olan uçan bir taşıt
The airplane is big
Uçak büyük
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere sözleşmiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
savaşa girmek
bir çatışmada veya savaşta yer almak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla savaşa girdi
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
Buffalo
SahnedeABD'nin New York eyaletinde bir şehir
He lives in Buffalo
O, Buffalo'da yaşıyor
bizon
boynuzlu, ineğe benzeyen büyük bir yabani hayvan
The buffalo is very strong
Bizon çok güçlüdür
insanoğlu
Sahnedebir grup olarak tüm insanlar
Mankind is exploring space
İnsanoğlu uzayı keşfediyor
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
dudak
Sahnedeağzın kenarları
She has red lips
Onun kırmızı dudakları var
saygısızca konuşma
kaba veya saygısız laf etme
Don't give me any lip
Bana saygısızca konuşma
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
saplamak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sopa
bir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
yapışmak
bir şeye bağlı kalmak
The label sticks to the jar
Etiket kavanoza yapışır
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
ikna edici
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğuna inandıran
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
ikna edici
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya sevk eden
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
kalabalık
Sahnedebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
hurda araba
Sahnedeeski ve bozuk durumda olan araba
He drives a hoopty ass car
Hurda gibi bir araba sürüyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
bira
Sahnedetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
cömert
Sahnedebir şeyi bolca veren veya kullanan
He was liberal with his praise
Övgü konusunda cömertti
açık fikirli
farklı görüşleri ve davranışları kabul etmeye istekli
She has very liberal views
Onun çok açık fikirli görüşleri var
liberal
sosyal ve siyasi değişim ile bireysel hakları destekleyen
She holds liberal views on social issues
Sosyal konular hakkında liberal görüşlere sahip
ders
Sahnedebir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
eğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
kordonla çevirmek
Sahnedebir alana girişi engellemek için etrafını çevirmek
The police cordoned off the area
Polis alanı kordonla çevirdi
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yalamak
Sahnededilini bir şeyin üzerinde gezdirmek
The dog licked my hand
Köpek elimi yaladı
darbe
sert bir vuruş veya cezalandırma
He took a hard lick during the match
Maç sırasında sert bir darbe aldı
üstesinden gelmek
zor bir problemi çözmeyi başarmak
He finally licked the problem
Sonunda problemin üstesinden geldi
müzikal motif
kısa ve basit bir müzik dizisi
The guitarist played a cool lick
Gitarist havalı bir müzikal motif çaldı
kar tulumu
Sahnedekarlı havalarda giyilen sıcak kıyafet
The baby is wearing a warm snowsuit
Bebeğin üzerinde sıcak bir kar tulumu var
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
beyefendi
Sahnedekibar bir erkek için kullanılan terim
He is a gentleman
O bir beyefendi
beyefendiler
kibar erkekler için kullanılan terim
Ladies and gentlemen, welcome
Hanımlar ve beyefendiler, hoş geldiniz
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
sert
Sahnedealkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
zor
kolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
uğramak
Sahnedebir yeri ziyaret etmek
Come over to my place later
Daha sonra bize uğra
aniden hissetmek
ani bir fiziksel veya duygusal durum yaşamak
I came over faint in the heat
Sıcaktan aniden başım döndü
gibi görünmek
başkalarına belirli bir izlenim vermek
She comes over as a very kind person
Çok kibar biri gibi görünüyor
uğramak
birini evinde ziyaret etmek
Please come over to my house tonight
Lütfen bu akşam evime uğra
senaryo
Sahnedeolası bir olaylar dizisi
What is the worst-case scenario?
En kötü senaryo nedir?
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı biçimde yorumlamak
Do not misunderstand my intentions
Niyetlerimi yanlış anlama
gelmek
Sahnedebir yere ulaşmak veya ortaya çıkmak
The bus finally came along
Otobüs sonunda geldi
gelişmek
bir şeyin ilerleme kaydetmesi veya düzelmesi
His project is coming along nicely
Projesi güzel bir şekilde ilerliyor
eşlik etmek
birinin yanına katılıp beraber gitmek
You can come along with me
Benimle gelebilirsin
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
vudu
Sahnedebüyü ve ruhlarla ilgili bir din
Voodoo is a religion from Haiti
Vudu, Haiti kökenli bir dindir
vudu
insanların zihinlerini veya eylemlerini etkilediğine inanılan bir büyü türü
They believe in the power of voodoo
Vudunun gücüne inanıyorlar