

How I Met Your Mother — 1. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
451 kelime
Seviye
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
italik yazı
Sahnedesağa eğik yazılan harfler
Write the title in italics
Başlığı italik yazın
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
özel
Sahnedesadece belirli bir kişiye veya gruba açık olan
This is an exclusive club
Bu özel bir kulüp
özel haber
sadece tek bir yayın kuruluşunun erişebildiği haber
They published an exclusive report
Özel bir haber yayımladılar
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
blog
Sahnededüzenli güncellenen gayriresmi tarzda web sitesi
I read a technology blog
Teknoloji hakkında bir blog okuyorum
blog yazmak
bir web sitesinde içerik yayınlamak
They blog about their travels
Gezileri hakkında blog yazıyorlar
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kampüs
Sahnedebir üniversite veya kolejle ilgili binaların ve arazinin bulunduğu alan
The campus is very large
Kampüs çok büyük
şarap tadımı
Sahnedefarklı şarapların tadına bakma eylemi
I love wine tasting
Şarap tadımını severim
gemi turu
Sahnedekeyif için gemiyle yapılan yolculuk
They went on a Caribbean cruise
Karayipler'e gemi turuna gittiler
gezintiye çıkmak
bir araçla keyif için gezmek
We cruised around the city
Şehirde gezintiye çıktık
rahatça ilerlemek
pürüzsüz ve kolayca hareket etmek
The car cruised down the highway
Araba otoyolda rahatça ilerledi
yolcu gemisi
insanları veya yükleri taşımak için kullanılan büyük tekne
The cruise arrived at the port this morning
Yolcu gemisi bu sabah limana ulaştı
aksan
Sahnedebir bölgeye özgü konuşma biçimi
He has a strong British accent
Onun güçlü bir İngiliz aksanı var
vurgulamak
bir şeyi daha belirgin hale getirmek
The blue tie accents his eyes
Mavi kravat gözlerini vurguluyor
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
eşcinsel
Sahnedeaynı cinsiyetten kişilere ilgi duyan
He is gay
O eşcinsel
eşcinsel
LGBTQ kültürüyle ilişkilendirilen kişi
He is an openly gay man
O açık bir eşcinsel erkek
eğlenceli
insanları güldürmeyi amaçlayan neşeli durum
The party had a gay atmosphere
Partinin eğlenceli bir atmosferi vardı
yeniden başlatmak
Sahnedebir şeyi tekrar başlatmak
I need to restart my computer
Bilgisayarımı yeniden başlatmam gerekiyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
cila
Sahnedebir şeyi pürüzsüz ve parlak yapmak için kullanılan madde
This polish is very good
Bu cila çok iyi
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
surat asmak
kızgın olduğun için sessiz ve mutsuz olmak
He will go into a sulk if you say that
Eğer bunu söylersen surat asar
detaylandırmak
bir konuyu ayrıntılarıyla anlatmak
I do not want to go into the details
Detaylara girmek istemiyorum
yaşamaya başlamak
bir şeyi deneyimlemeye başlamak
She went into shock
Şoka girdi
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
ton
Sahnedeağırlık ölçü birimi ya da çok fazla miktar
I have a ton of homework
Tonla ödevim var
istisna
genel kurala dahil olmayan şey
There is a ton to every rule
Her kuralın bir istisnası vardır
kalabalık
çok sayıda insan veya miktar
A ton of people arrived
Bir kalabalık insan geldi
sosyete
İngiliz toplumundaki moda üst sınıf
She belongs to the ton
O sosyete kesiminden
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
muhabir
Sahnedehaber yazan kişi
She is a news reporter
O bir haber muhabiri
gençlik
Sahnedebir kişinin hayatının genç olduğu dönem
He spent his youth in Paris
Gençliğini Paris'te geçirdi
genç
özellikle genç bir erkek olan genç kişi
The youth helped the old lady cross the street
Genç, yaşlı kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım etti
şekerleme vakti
Sahnedegün içinde kısa süreliğine uyunulan zaman
It is time for naptime
Şekerleme vakti geldi
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
Sahnedegolfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
evren
Sahnedeuzay ve içindeki her şeyin tamamı
The universe is vast
Evren uçsuz bucaksızdır
evren
belirli bir durum veya koşullar bütünü
She considers a vast universe of options
O geniş bir seçenek evrenini değerlendiriyor
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
ücret
Sahnedebir hizmet için alınan para miktarı
What is the hourly rate?
Saatlik ücret nedir?
değerlendirmek
bir şeyin kalitesini veya değerini belirlemek
How do you rate this movie?
Bu filmi nasıl değerlendirirsin?
oran
bir şeyin meydana gelme sıklığı
The birth rate is falling
Doğum oranı düşüyor
hak etmek
bir şeye layık veya yeterli değerde olmak
He does not rate a promotion yet
Henüz terfi etmeyi hak etmiyor
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
pürüzsüz
Sahnedeyüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
etkileyici
başkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
yumuşatmak
bir sorunu daha az ciddi hale getirmek
They smoothed out the problems before the meeting
Toplantıdan önce sorunları yumuşattılar
nesne
Sahnedegörülebilen ve dokunulabilen fiziksel şey
It is a small object
O küçük bir nesne
itiraz etmek
bir şeye katılmadığını söylemek
I object to this plan
Bu plana itiraz ediyorum
amaç
ulaşmayı planladığınız şey
Our main object is to succeed
Temel amacımız başarılı olmak
nesne
fiilden etkilenen isim veya zamir
Identify the object in the sentence
Cümledeki nesneyi belirleyin
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
VIP odası
Sahnedeçok önemli kişiler için ayrılmış özel oda
The guest is waiting in the VIP room
Misafir VIP odasında bekliyor
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
bulanık
Sahnedenet olmayan veya anlaşılması zor olan
My memory of that night is foggy
O geceye dair hatıralarım bulanık
kafası bulanık
zihni berrak olmayan
I am feeling a bit foggy today
Bugün kendimi biraz bulanık hissediyorum
koca
Sahnedeevli olunan erkek
My husband is a doctor
Kocam bir doktordur
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
kalay
Sahnedeyumuşak, gümüş renkli bir metal
This can is made of tin
Bu kutu kalaydan yapılmıştır
teneke kutu
eşyaları saklamak için kullanılan metal kap
She kept the cookies in a tin
Kurabiyeleri metal bir kutuda sakladı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
sıkıcı kişi
Sahnedeilginç veya heyecan verici olmayan insan
He is such a bore
O çok sıkıcı biridir
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
doğurmak
bir bebek dünyaya getirmek
She bore a baby boy
Bir erkek bebek doğurdu
kilit
Sahnedekapıları kapatmaya yarayan metal araç
The lock is broken
Kilit bozuk
saç tutamı
saçın küçük bir parçası
She cut a lock of hair
Bir tutam saç kesti
kilit
bir kapıyı veya kutuyu kapalı tutmaya yarayan mekanizma
I lost the key to my lock
Kilidimin anahtarını kaybettim
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
yazımı zor ve uzun
Sahnedeharfleri doğru kullanarak yazması zor olan
This word is long and difficult to spell
Bu kelimenin yazımı uzun ve zordur
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
anlamına gelmek
Sahnedebir şeyi temsil etmek veya ifade etmek
What does this symbol stand for
Bu sembol ne anlama geliyor
tahammül etmek
bir şeye katlanmak veya izin vermek
I will not stand for this behavior
Bu davranışa tahammül etmeyeceğim
aday olmak
bir seçimde adaylığını koymak
She will stand for mayor
Belediye başkanlığına aday olacak
olgunluk
Sahnedetam gelişmiş olma durumu
He showed great maturity for his age
Yaşına göre büyük bir olgunluk gösterdi
sonuçlanmak
Sahnedebir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere sözleşmiş olan
They are engaged
Onlar nişanlı
savaşa girmek
bir çatışmada veya savaşta yer almak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla savaşa girdi
balık
Sahnedesuda yaşayan bir canlı
The fish is swimming
Balık yüzüyor
balık tutmak
balık yakalamaya çalışmak
He likes to fish
Balık tutmayı sever
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
iklim
Sahnedebir yerdeki genel durum veya ruh hali
The political climate is changing
Siyasi iklim değişiyor
iklim
bir bölgedeki genel hava koşulları
The climate here is very cold
Buranın iklimi çok soğuk
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
rol yapmak
Sahnedebir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
oynamak
eğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar