

How I Met Your Mother — 1. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
481 kelime
Seviye
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
Sahnedekıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
inek
Sahnedebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
web sitesi
Sahnedeinternette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
web sitesi
internette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Can anyone help me?
Bana yardım edebilecek biri var mı?
akışına bırakmak
Sahnedebir duruma uyum sağlamak veya onu kabul etmek
Things changed, but I decided to roll with it
İşler değişti ama akışına bırakmaya karar verdim
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
ıskalamak
bir şeyi hedefleyememek veya yakalayamamak
I missed the ball
Topu ıskaladım
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
berserker
Sahnedevahşi ve şiddetli savaşan savaşçı
The berserker charged into the battle
Berserker savaşa hücum etti
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
genç
Sahnedeyaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
genç
hayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
bir tane
tek bir şey
I only need one
Sadece bir tane istiyorum
doğru olan
aranan kişi ya da şey
This is the one I wanted
İstediğim şey bu
sefer
belirli bir olay ya da etkinlik
That was a special one
O özel bir seferdi
insan
herhangi bir kişi
One should be kind to others
İnsan başkalarına karşı nazik olmalı
biri
bir gruptaki kişi ya da şey
Choose the one you like
Beğendiğin birini seç
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
çözmek
Sahnedebir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
spor yapmak
zindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
ara vermek
Sahnederahatlamak için yapılan kısa süreli duraklama
Let's take a break
Hadi bir ara verelim
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
tutmak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
kızıl saçlı
Sahnedekızıl saçlı kişi
She is a redhead
O kızıl saçlıdır
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hanımefendi
yetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
harika
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık uyandıran şey
The pyramids are a wonder of the world
Piramitler dünyanın bir harikasıdır
merak etmek
Sahnedebir şeyi kendi kendine sormak veya merak duymak
I wonder why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
hayranlık
şaşkınlık ve hayranlık duygusu
She looked at the stars in wonder
Yıldızlara hayranlıkla baktı
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
yine de
Sahnedesöylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
onaylamak
Sahnedebir şeye resmi olarak onay vermek
The manager signed off on the budget
Müdür bütçeyi onayladı
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
adrenalin
Sahnedetehlike anında vücuda enerji veren bir kimyasal
Adrenaline makes your heart beat faster
Adrenalin kalbinizin daha hızlı çarpmasına neden olur
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
terlemek
ciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
başparmak
Sahnedeelin yan tarafındaki kısa ve kalın parmak
He hurt his thumb
Başparmağını incitti
baş parmak işareti
baş parmak ile yapılan kaba bir jest
He made a rude thumb gesture
O kaba bir baş parmak işareti yaptı
hâkimiyet
birinin üzerinde kurulan güç veya otorite
He is under his boss's thumb
O patronunun hâkimiyeti altında
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
malikane
Sahnedeçok büyük ve görkemli ev
He lives in a huge mansion
O, kocaman bir malikanede yaşıyor
güvenlik
Sahnedetehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
güvenlik
bir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
balgam
Sahnedeboğazda veya burunda biriken koyu sıvı
He has a lot of phlegm
Çok fazla balgamı var
davulcu
Sahnededavul çalan kişi
He is a great drummer
O harika bir davulcu
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
dışarıda olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
modası geçmiş
artık moda olmayan veya stokta bulunmayan
Those wide pants are out
O bol pantolonların modası geçti
dışarıda
kapalı bir mekanın dışında bulunmak
The children are out playing
Çocuklar dışarıda oynuyor
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yazılı
Sahnedemetin veya kelimelerden oluşturulmuş
This is a written document
Bu yazılı bir belgedir
yazılı
sözlü olmayan yazıyla ifade edilmiş
This is a written contract
Bu yazılı bir sözleşmedir
hiç
Sahnedeçok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
uzaktan
uzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
ulusal şampiyona
Sahnedebir ülkedeki en iyi takımlar için düzenlenen büyük yarışma
She is competing in the nationals
Ulusal şampiyonada yarışıyor
ulusal
bir ulusla ilgili olan veya ona ait olan
This is a national park
Burası bir ulusal parktır
ülke vatandaşı
bir ülkenin vatandaşı olan kişi
She is a French national
O, Fransa vatandaşıdır.
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
Sahnedebir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
Sahnedekalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
ev
Sahnedeinsanların yaşadığı bina
I live in a big house
Büyük bir evde yaşıyorum
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
haftalar
Sahnedeyedi günlük süre
She travels for weeks
Haftalarca seyahat eder
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
Sahnedebirini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
bir seferde
Sahnedeher bir ayrı durumda veya seferde
Please enter one at a time
Lütfen teker teker giriniz
tek tek
bir seferde sadece bir tane
Go through the door one at a time
Kapıdan tek tek geçin