

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
463 kelime
Seviye
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
hiçbiri
Sahnedebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
pankek
Sahnedehamurdan yapılan yassı ve yuvarlak kek
I love eating pancakes
Pankek yemeyi çok severim
yeniden beraber
Sahnedeayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
yeniden bir araya gelmek
ayrı kaldıktan sonra tekrar buluşmak
The team is back together
Takım yeniden bir araya geldi
bekarlığa veda partisi
Sahnedeevlenmek üzere olan bir erkek için düzenlenen parti
He is planning his bachelor party
Bekarlığa veda partisini planlıyor
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
korkmuş
Sahnedekorku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
korkarım ki
kötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
nedime
Sahnededüğünde geline eşlik eden kadın
She is a bridesmaid in the wedding
Düğünde nedime
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
çeşitlilik
Sahnedefarklı şeylerin bir arada bulunması
There is a wide variety of colors
Burada geniş bir renk çeşitliliği var
çeşit
bir şeyin belirli bir türü
This variety of grape is sweet
Bu üzüm çeşidi tatlıdır
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
harika
Sahnedeçok iyi
This cake is fantastic
Bu kek harika
inanılmaz
çok büyük ölçüde
He spent a fantastic amount of money
İnanılmaz miktarda para harcadı
kiralamak
Sahnedebir şeyi geçici olarak kullanmak için ücret ödemek
I want to rent a car
Bir araba kiralamak istiyorum
kira
bir mülkün kullanımı için ödenen para
The rent is too high
Kira çok yüksek
bitmiş
Sahnedetükenmiş veya artık mevcut olmayan
The milk is gone
Süt bitmiş
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
yok
bir yerde artık bulunmayan
She is gone for the day
O bugünlük gitti
kaybolmuş
artık mevcut olmayan
The cookies are all gone
Kurabiyelerin hepsi bitti
tükenmiş
artık varlığını sürdürmeyen
The milk is gone
Süt bitti
gitmiş
bir yerden uzaklaşmış olan
They have gone to the cinema
Onlar sinemaya gitti
kayıp
artık bulunamayan veya mevcut olmayan
My phone is gone
Telefonum kayıp
eksik
yerinde olmayan
My keys are gone
Anahtarlarım yerinde yok
geçmiş
zamanı sona ermiş olan
The summer is gone
Yaz mevsimi bitti
ayrı
Sahnedeberaber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
parça parça
parçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
erken
beklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
kumar
Sahnedepara kazanmak için şans oyunları oynamak
Gambling can be very addictive
Kumar çok bağımlılık yapıcı olabilir
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
ipucu
Sahnedebir cevabı bulmaya yardımcı olan bilgi
He gave me a clue
Bana bir ipucu verdi
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
altyazı
Sahnedevideonun altında görünen yazılar
I watch movies with subtitles
Filmleri altyazılı izlerim
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
bağırsak
Sahnedeyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
iyi
yüksek kaliteli veya çok hoş
That is a gut idea
Bu iyi bir fikir
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
görev
Sahnedeyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
dönüşmek
Sahnedebaşka bir şeye dönüşmek veya değişmek
The caterpillar turned into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüştü
sapağa girmek
farklı bir yola veya patikaya girmek için yön değiştirmek
Turn into the next street
Bir sonraki sokağa gir
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
doğu
Sahnedebatının zıttı olan yön
The sun rises in the east
Güneş doğudan doğar
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
jelibon
Sahnedeşekerden yapılan küçük fasulye şeklinde bir şekerleme
I love colorful jellybeans
Renkli jelibonları severim
yelpaze
Sahnedefarklı şeylerden oluşan grup
We offer a wide range of products
Geniş bir ürün yelpazesi sunuyoruz
menzil
bir silahın veya kişinin ulaşabileceği alan
The missile has a long range
Füzenin uzun bir menzili var
mera
hayvanların otladığı geniş açık arazi
Cattle roam on the range
Sığırlar merada otluyor
dolaşmak
geniş bir alan içerisinde hareket etmek
Wild horses range across the plains
Vahşi atlar ovalarda dolaşır
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
lisans
Sahnedebir şeyi yapmaya izin veren resmi belge
I have a license
Lisansım var
ruhsat vermek
bir şeye resmi izin vermek
The city licensed the new cafe
Şehir yeni kafeye ruhsat verdi
dostum
Sahnedebir erkek veya arkadaş için kullanılan gayriresmî terim
Hey dude, what's up?
Selam dostum, naber?
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
düğün
Sahnedeevlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
az miktar
küçük bir miktar
I need a bit of water
Biraz suya ihtiyacım var
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
otomat
Sahnedepara konulduğunda ürün satan makine
I bought a drink from the vending machine
Otomatdan bir içecek aldım
yüzmek
Sahnedesuyun veya havanın üzerinde kalmak
The leaf floats on the water
Yaprak suyun üzerinde yüzüyor
ortaya atmak
başkalarının düşünmesi için bir fikir sunmak
He floated a new idea
Yeni bir fikir ortaya attı
borç vermek
birine kısa süreliğine para sağlamak
He can float me some cash for the ticket
Bilet için bana biraz nakit borç verebilir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
yaz
Sahnedeyılın en sıcak mevsimi
I love summer
Yazı severim
yaz geçirmek
yaz mevsimini bir yerde geçirmek
They summer in Italy
Yaz mevsimini İtalya'da geçirirler
Summer
bir kadın ismi
Summer is my best friend
Summer benim en iyi arkadaşım
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tereddüt etmek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce kısa bir süre durmak
Don't hesitate to ask
Sormaktan çekinmeyin
hayır
Sahnedebir şeyi reddetmek veya hayır demek için kullanılır
The answer was nay
Cevap hayırdı
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
birleşme
Sahnedebir araya gelme eylemi
The union of the two countries was peaceful
İki ülkenin birleşmesi huzurlu geçti
kumarhane
Sahnedeinsanların para karşılığında şans oyunları oynadığı bina
They visited a casino in Las Vegas
Las Vegas'ta bir kumarhaneye gittiler
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
istemeyerek vermek
Sahnedegenellikle isteksizce bir şeyi vermek
He had to fork over the money
Parayı istemeyerek vermek zorunda kaldı
craps
Sahnedeiki zarla oynanan bir kumar oyunu
He lost money playing craps
Craps oynayarak para kaybetti
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
We will wind up the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kendini bulmak
sonunda belirli bir durumda olmak
We wound up getting lost
Sonunda kaybolduk
kurmalı
sıkılaştırılan bir yay ile çalışan
He has a wind up toy
Kurmalı bir oyuncağı var
şaka
birini kandırmak için yapılan eğlenceli oyun
That was just a wind up
Bu sadece bir şakaydı
sinirlendirmek
birini gergin veya heyecanlı hissettirmek
Don't wind him up before the test
Sınavdan önce onu sinirlendirme
dahil olmak
bir işin veya durumun içine girmek
He did not expect to wind up in this debate
Bu tartışmaya dahil olmayı beklemiyordu