

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
622 kelime
Seviye
ölümcül
Sahnedeölüme yol açabilen
The dose was lethal
Doz ölümcüldü
ruh hali
Sahnedebelirli bir zamandaki ruhsal durum
She is in a bad mood today
Bugün ruh hali kötü
havasında
bir şeyi yapma veya ona sahip olma isteği
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
utangaç
Sahnedebaşkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
biraz altında
bir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
güzel
Sahnedegöze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
kalabalık
Sahnedebir arada bulunan çok sayıda insan
The square is crowded
Meydan kalabalık
kalabalık
çok sayıda insanla dolu
The room is crowded
Oda kalabalık
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
el işi
Sahnedeel ile yapılan nesne
She loves making crafts at home
O evde el işi yapmayı seviyor
özenle yapmak
ustalıkla bir şey oluşturmak
He crafted a wooden toy
Ahşap bir oyuncak yaptı
araç
hava veya uzay yolculuğunda kullanılan taşıt
The pilot steered the craft
Pilot aracı yönetti
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
ülke
Sahnedekendi hükümeti olan büyük toprak parçası
Which country are you from
Hangi ülkedensin
kırsal
tarlaların ve ağaçların olduğu açık alan
I live in the country
Kırsalda yaşıyorum
country müziği
folk ve western kökenli bir müzik türü
She likes listening to country music
Country müziği dinlemeyi seviyor
kıkırdamak
Sahnedehafif ve tekrarlayan bir gülme sesi çıkarmak
The children started to giggle
Çocuklar kıkırdamaya başladı
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
yavru köpek
Sahnedegenç köpek
The puppy is cute
Yavru köpek sevimli
araçta
Sahnedegemi, uçak veya tren gibi bir taşıtın içinde olmak
All passengers are now aboard
Tüm yolcular şu an araçta
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
gizlilik
Sahnedebir şeyin gizli tutulma durumu
The doctor must maintain patient confidentiality
Doktor, hasta gizliliğini korumalıdır
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
sandviç
Sahnedeiki dilim ekmek arası malzeme
I ate a sandwich for lunch
Öğle yemeği için sandviç yedim
Sandwich
İngiltere veya Amerika da bulunan bir yerleşim yeri adı
Sandwich is a town
Sandwich bir kasabadır
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
pantolon
Sahnedebacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
nefes nefese kalmak
hızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
daire
Sahnedeyaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
suni deri
Sahnedederi görünümünde olan sentetik malzeme
This jacket is made of pleather
Bu ceket suni deriden yapılmış
şanslı
Sahnedeiyi şansa sahip olan
I am very lucky
Çok şanslıyım
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
Sahnedeçok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
orta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
bu gece
Sahnedebugünün gecesi
I will go home tonight
Bu gece eve gideceğim
dövme
Sahnedecilde yapılan kalıcı desen
She has a tattoo on her arm
Kolunda bir dövme var
trampet vuruşu
trampet ile çalınan hızlı ve ritmik ses
The drum tattoo signaled the march
Trampet vuruşu yürüyüşü başlattı
tokatlamak
Sahnedeelin ayasıyla birine vurmak
She slapped him on the cheek
Yanağına bir tokat attı
harika
çok iyi veya etkileyici olmak
This song really slaps
Bu şarkı gerçekten harika
çarpmak
bir şeyi hızla veya dikkatsizce koymak
He slapped the book on the table
Kitabı masaya çarptı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
ömür
Sahnedebir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
kum midyesi
Sahnedeyenilebilen, sert kabuklu bir deniz hayvanı
He found a clam on the beach
Kumsalda bir kum midyesi buldu
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
harika olmak
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olmak
You rock
Harikasın
sallamak
bir şeyi yavaşça ileri geri hareket ettirmek
She rocked the baby
Bebeği salladı
rock müzik
güçlü ritimli popüler müzik tarzı
I love rock music
Rock müziği severim
kaya
sert ve katı mineral madde
The rock is heavy
Kaya ağır
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
siyah
Sahnedeen koyu renk
I have a black cat
Siyah bir kedim var
yağlayıcı
Sahnedesürtünmeyi azaltmak için kullanılan sıvı
Use a lubricant for the engine
Motor için bir yağlayıcı kullanın
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
saklamak
Sahnedebir şeyi görünmeyecek bir yere koymak
Hide the gift under the bed
Hediyeyi yatağın altına sakla
deri
bir insan veya hayvanın vücut örtüsü
The cow has a thick hide
İneğin kalın bir derisi vardır
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
canlı yayın yapmak
Sahnedebaşkalarına canlı video göstermek
He periscoped the event
Etkinliği canlı yayınladı
periskop
engellerin üzerinden görmek için kullanılan aynalı tüp
The submarine used a periscope
Denizaltı bir periskop kullandı
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
zorlanmak
Sahnedebir şeyi yapmak için büyük çaba göstermek
He strained to finish the race
Yarışı bitirmek için çok zorlandı
süzmek
katı parçaları sıvıdan ayırmak
Strain the pasta
Makarnayı süz
nağme
bir müzik parçası veya melodi
We heard the strains of a distant song
Uzaktan gelen bir şarkının nağmelerini duyduk
gerilim
endişe veya stres yaratan zor durum
The job puts a lot of strain on him
Bu iş onun üzerinde büyük bir gerilim yaratıyor
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
fiyat
Sahnedebir şey için ödenen para miktarı
The price of this book is ten dollars
Bu kitabın fiyatı on dolardır
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
iltifat etmek
Sahnedebirine güzel sözler söylemek
She flattered him with her words
Sözleriyle ona iltifat etti
pohpohlamak
birinden çıkar sağlamak için aşırı derecede övgüde bulunmak
He tries to flatter his boss for a promotion
Terfi almak için patronunu pohpohlamaya çalışıyor
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
tek eşli
Sahnedesadece tek bir eşe sahip olan
They are in a monogamous relationship
Tek eşli bir ilişki yaşıyorlar
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
sarsılarak hareket etmek
Sahnedeküçük ve sarsıntılı hareketlerle hızla hareket etmek
The car started to shimmy at high speed
Araba yüksek hızda sarsılmaya başladı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
pijama
Sahnedeuyumak için giyilen yumuşak ve rahat giysi
Put on your jammies
Pijamalarını giy
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
takıntı yapmak
Sahnedebir şeyi aşırı derecede ve sürekli düşünmek
Don't obsess over the small details
Küçük detaylara takılıp kalma
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
paraşütle atlama
Sahnedebir hava taşıtından atlamayı içeren ekstrem bir spor
He loves skydiving
Paraşütle atlamayı seviyor
az ekipmanlı paraşütle atlama
Sahnedeçok az ekipman kullanılan bir paraşütle atlama türü
Skinny skydiving is for experts
Az ekipmanlı paraşütle atlama uzmanlar içindir