

How I Met Your Mother — 2. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
465 kelime
Seviye
tarz
Sahnedebir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
He has a unique style of writing
Onun kendine özgü bir yazım tarzı var
stil
bir şeyin yapılış veya görünüş biçimi
I like the style of this house
Bu evin stilini seviyorum
şekillendirmek
birinin saçını belirli bir şekilde düzenlemek veya biçimlendirmek
She likes to style her hair every morning
Her sabah saçını şekillendirmeyi seviyor
adlandırmak
birine ad veya unvan vermek
He was styled the leader of the group
Grubun lideri olarak adlandırıldı
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
adliye
Sahnedehukuki davaların görüldüğü bina
The lawyer went to the courthouse
Avukat adliyeye gitti
üstünü çizmek
Sahnedeyazılmış bir şeyin üzerinden çizgi çekmek
Cross out the wrong word
Yanlış kelimenin üstünü çiz
karşıya geçmek
bir taraftan diğer tarafa gitmek
Cross the street carefully
Caddeyi dikkatlice geçin
sınırı aşmak
kabul edilebilir bir sınırın ötesine geçmek
That joke crossed the line
O şaka sınırı aştı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
doğum
Sahnedebebeğin dünyaya gelme süreci
She is in labor
Doğum sancıları başladı
emek
fiziksel veya zihinsel çaba
This project required a lot of labor
Bu proje çok fazla emek gerektirdi
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
karın
Sahnedegöğüs ile bacaklar arasında kalan vücudun ön kısmı
He has a big belly
Onun büyük bir karnı var
mide
yiyeceklerin sindirildiği vücut bölgesi
My belly hurts after eating
Yedikten sonra midem ağrıyor
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
bilgine
Sahnedebilginiz olsun anlamında kullanılan kısaltma
FYI, the meeting is at 2 PM
Bilgine, toplantı saat 14:00'te
atlatmak
Sahnedezor bir durumu sonuna kadar sürdürüp bitirmek
I hope we make it through the night
Umarım geceyi atlatırız
atlatmak
zor bir durumdan sağ salim çıkmak
We will make it through this storm
Bu fırtınayı atlatacağız
atlatmak
zor bir süreci veya görevi başarıyla tamamlamak
I am sure we will make it through this tough week
Bu zor haftayı atlatacağımızdan eminim
zaman ayırmak
Sahnedebir şeye zaman harcamak
You should invest in your education
Eğitimine zaman ayırmalısın
yatırım yapmak
belirli bir amaçla bir şey satın almak
They decided to invest in new software
Yeni yazılıma yatırım yapmaya karar verdiler
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
toslamak
baş ile sertçe vurmak
The goat butted the fence
Keçi çite tosladı
Sorun değil
Sahnedeteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
kase
Sahnedeyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
turnuva
ödüllü bir yarışma veya müsabaka
They played in the big bowl
Büyük turnuvada oynadılar
top atmak
krikette vurucuya top göndermek
He learned how to bowl
Top atmayı öğrendi
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
yorgun
dinlenmeye ihtiyaç duyacak kadar bitkin hissetme
I feel tired after work
İşten sonra kendimi yorgun hissediyorum
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
erkek arkadaş
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan erkek
She went to the cinema with her boyfriend
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
çözüm
Sahnedebir sorunu çözme yolu
We found a solution to the problem
Soruna bir çözüm bulduk
çözelti
içinde başka bir maddenin çözündüğü sıvı
Salt water is a simple solution
Tuzlu su basit bir çözeltidir
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
resepsiyon
Sahnedekonukların karşılandığı resmi sosyal toplantı
The reception starts at seven
Resepsiyon saat yedide başlıyor
çekim
bir telefonun şebeke bağlantı gücü
I have poor reception here
Burada çekim kötü
resepsiyon
bir binada ziyaretçilerin karşılandığı ve yardım aldığı yer
I will meet you at the reception
Seninle resepsiyonda buluşacağım
kırağı
Sahnedesoğuk havalarda yüzeylerde oluşan ince buz tabakası
There is frost on the window
Pencerede kırağı var
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
nüfuz
Sahnedebaşkalarını kontrol etme veya etkileme yeteneği
He has a lot of power
Onun çok nüfuzu var
güç
bir şeyi yapabilme kapasitesi
He has the power to win
Kazanma gücü var
elektrik
ışık ve ısı sağlayan elektriksel kuvvet
The power went out
Elektrikler kesildi
güçle ilerlemek
büyük bir kuvvetle veya enerjiyle hareket etmek
The boat powered through the water
Tekne suyun içinde güçle ilerledi
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
gelinle ilgili
Sahnedegelinle veya düğünle ilgili olan
She is wearing a bridal gown
O bir gelinlik giyiyor
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
şarkı sözü
Sahnedebir şarkının sözleri
I love the lyrics of this song
Bu şarkının sözlerini seviyorum
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
servet
bir kişinin kazandığı ya da sahip olduğu mal varlığı
She has a lot of money
Çok parası var
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
büyük
Sahnedeboyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
tütsülemek
Sahnedeet veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
tütün kullanmak
Sahnedesigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
sigara içmek
tütün dumanını içine çekme eylemi
He started to smoke last year
Geçen yıl sigara içmeye başladı
madde kullanmak
uyuşturucu dumanını içine çekmek
They smoke in the alley
Ara sokakta madde kullanıyorlar
güzelim
Sahnedebir kişiye hitap etmek için kullanılan gayriresmi kelime
Hey shorty, what's up?
Selam güzelim, naber?
yanına gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye yaklaşmak
A stranger came up to me
Yabancı birisi yanıma geldi
ulaşmak
belirli bir seviyeye veya yüksekliğe gelmek
The water came up to my knees.
Su dizlerime kadar geldi.
tarihi
Sahnedegeçmişteki önemli olaylarla ilgili olan
This is a historic day for us
Bu bizim için tarihi bir gün
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
mülk
Sahnedebirine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
emlak
birine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
mesleki
Sahnedeözel eğitim gerektiren bir işle ilgili olan
She wants to improve her professional skills
Mesleki becerilerini geliştirmek istiyor
profesyonel
bir işte oldukça yetenekli olan kişi
He is a professional photographer
O profesyonel bir fotoğrafçıdır
profesyonel
bir kişinin işi veya kariyeri ile ilgili
This is a professional decision
Bu profesyonel bir karar
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
üç katı
Sahnedeüç kat miktarında olan
The price is now triple
Fiyat şimdi üç katı
üç katına çıkarmak
bir şeyi üç katına ulaştırmak
The company wants to triple its sales
Şirket satışlarını üç katına çıkarmak istiyor
üçlü
üç parçadan oluşan grup
This pack comes in a triple set
Bu paket üçlü set halinde geliyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
şair
Sahnedeşiir yazan kişi
He is a famous poet
O ünlü bir şairdir
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
otopark
Sahnedearaçların park edilebileceği alan
The parking lot is full
Otopark dolu
otopark
araçların kullanılmadığı zamanlarda bırakıldığı alan
I parked my car in the parking lot
Arabamı otoparka park ettim
çöp
Sahnededüşük değerli veya kalitesiz şeyler
This movie is total crap
Bu film tamamen çöp
kaka
vücudun attığı katı atık
The dog left some crap on the carpet
Köpek halıya kaka yaptı
umursama
bir şeye gösterilen ilgi veya kaygı
I do not give a crap
Umurumda değil
kötülemek
birisi veya bir şey hakkında çok olumsuz konuşmak
Do not crap on my work
Çalışmamı kötüleme
aptal
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kişi
Don't be such an ass
Bu kadar aptal olma
kıç
vücudun üzerine oturulan etli kısmı
He fell on his ass
Kıçının üzerine düştü
eşek
uzun kulaklı küçük ata benzeyen hayvan
The ass carries the load
Eşek yükü taşır
tam burada
Sahnedetam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
tükenmek
Sahnedesona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
götürmek
bir şeyi birine ulaştırmak
He ran out the food to the table
Yemeği masaya götürdü
tükenmek
bir şeyin tamamının kullanılıp bitmesi
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
yakalanmak
Sahnedeyanlış bir şey yaparken yakalanmak
He got bust for stealing
Hırsızlık yaparken yakalandı
bozulmak
kırılmak veya hasar görmek
I bust my watch
Saatimi bozdum
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
They tried to bust him out
Onu oradan kurtarmaya çalıştılar
çok çalışmak
çok yoğun bir şekilde çalışmak
I bust my butt to win
Kazanmak için çok çalıştım