

How I Met Your Mother — 3. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
541 kelime
Seviye
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tıraş köpüğü
Sahnedetıraş olmak için kullanılan krem
I bought a new shaving cream
Yeni bir tıraş köpüğü aldım
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
oh
Sahnederahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak veya silmek
The bomb obliterated the building
Bomba binayı tamamen yok etti
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
değişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
acı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
gıcırdamak
alçak ve gıcırtılı bir ses çıkarmak
The old door groaned
Eski kapı gıcırdadı
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
iç çamaşırı
Sahnededış kıyafetlerin altına giyilen giysi
I need to buy new underwear
Yeni iç çamaşırı almam gerekiyor
dilemek
Sahnedebirine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
dilemek
gerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hırsız
Sahnedeeşyaları çalan kişi
The thief stole my watch
Hırsız saatimi çaldı
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
fırsat
Sahnedebir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
iki hafta
Sahnedeon dört günlük süre
I will see you in a fortnight
Seni iki hafta sonra göreceğim
kaçmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
gitmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
karşıya
Sahnedebir taraftan diğer tarafa doğru
He walked across the street
Caddenin karşısına yürüdü
soldan sağa
bulmacadaki yatay ipucu
Look at five across
Beş soldan sağaya bak
haberdar
bir konu hakkında bilgi sahibi olan
Are you across the project details
Proje detaylarından haberdar mısın
genelinde
bir şeyin tamamını kapsayacak şekilde
The news spread across the country
Haber ülke genelinde yayıldı
asmak
Sahnedebir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asılı durmak
görülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
boş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
askıda kalmak
bir durumun kesinlik kazanmayıp belirsiz olması
The decision hangs in the balance
Karar hala askıda kalıyor
asmak
bir şeyin altından destek almadan havada asılı kalması
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
belirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
sıra
Sahnedebaşkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
dönüştürmek
bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
crumpet
Sahnedetereyağı ile yenen kızartılmış küçük yuvarlak bir İngiliz ekmeği
I love eating crumpets for breakfast
Kahvaltıda crumpet yemeyi severim
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
anne
Sahnedekadın ebeveyn
I love my mother
Annemi seviyorum
hanımefendi
Sahnedeyetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hazırlanmak
Sahnedebir şey için hazır hale gelmek
Get ready for school
Okul için hazırlan
bira
Sahnedetahıldan yapılan alkollü bir içecek
I would like a beer
Bir bira istiyorum
sağlamak
birine bir şey vermek
Can you beer me the pen
Bana kalemi sağlayabilir misin
ikram etmek
birine özellikle alkollü bir içecek vermek
Let me beer you a drink
Sana bir içecek ikram edeyim
sevgi
Sahnedebirine karşı duyulan sevgi veya yakınlık hissi
She has a deep affection for her dog
Köpeğine karşı derin bir sevgisi var
pratik yapmak
Sahnededaha iyi olmak için bir şeyi düzenli olarak yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
kanı kaynamak
Sahnedebiriyle hızlıca iyi anlaşmak ve arkadaş olmak
They hit it off immediately
Hemen kanları kaynadı
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
yetişmek
Sahnedebaşkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
ilgi duymak
bir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
görüşmek
uzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
yetişmek
arkadan gelerek birine veya bir şeye ulaşmak
I ran fast to catch up
Yetişmek için hızlı koştum
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
daha kirli
Sahnedeeskisinden daha az temiz
My shoes are dirtier than yours
Ayakkabılarım seninkilerden daha kirli
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
bacak
Sahnedeyürümek için kullanılan vücut bölümü
My leg hurts
Bacağım ağrıyor
etap
uzun bir yolculuğun veya etkinliğin bir bölümü
This is the final leg of the trip
Bu yolculuğun son etabı
mühürlemek
Sahnedebir şeyi sıkıca kapatmak
Seal the envelope
Zarfı mühürle
fok
yüzgeçleri olan bir deniz hayvanı
The seal is swimming
Fok yüzüyor
tıkırtı
Sahnedebir şeyin çıkardığı tıkırtı sesi
I heard a shh clackey sound
Bir tıkırtı sesi duydum
masaj
Sahnedekasları gevşetmek için yapılan vücut uygulaması
I need a massage
Bir masaja ihtiyacım var
masaj yapmak
birinin vücuduna ellerle bastırarak ovmak
She massaged my shoulders
Omuzlarıma masaj yaptı
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
tıraş etmek
Sahnedeciltteki kılları kesmek
He is shaving his beard
Sakalını tıraş ediyor
ince parça
bir yiyecekten kesilen çok ince parça
Add some chocolate shavings to the cake
Pastaya biraz çikolata parçası ekle
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
kaldırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden almak veya uzaklaştırmak
Please remove the box
Lütfen kutuyu kaldırın
şans
Sahnedebir şeyi yapmak için sahip olunan fırsat
I want a shot at the job
İş için bir şans istiyorum
ateş etmek
birine veya bir şeye silahla ateş etmek
The hunter shot at the deer
Avcı geyiğe ateş etti
vay canına
Sahnedeşaşkınlığı ifade etmek için kullanılır
Gosh, it is cold outside
Vay canına, dışarısı çok soğuk
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
şaplak atmak
Sahnedebirinin kalçasına avuç içiyle vurmak
The mother spanked the child
Anne çocuğa şaplak attı
denklem
Sahnedeiki matematiksel ifadenin eşit olduğunu belirten ifade
Solve the equation
Denklemi çöz
suçlu
Sahnedebir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
tarak
Sahnedesaçları düzeltmek için kullanılan dişli araç
I need a comb
Bir tarağa ihtiyacım var
didik didik aramak
bir alanı dikkatlice aramak
They combed the forest for the dog
Köpek için ormanı didik didik aradılar
taramak
saçları düzeltmek için tarak kullanmak
She combs her hair every morning
Her sabah saçlarını tarar
hayali
Sahnedeuydurma veya gerçek olmayan
She has an imaginary friend
Onun hayali bir arkadaşı var
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
tutum
bir konu hakkındaki düşünce veya bakış açısı
He has a positive attitude towards his work
İşiyle ilgili pozitif bir tutumu var
bebeğim
Sahnedesevilen birine hitap şekli
I love you baby
Seni seviyorum bebeğim
bebek
çok küçük çocuk
The baby is sleeping
Bebek uyuyor
mızmız
olgunlaşmamış gibi davranan kişi
Don't be such a baby
Bu kadar mızmız olma
yavru
çok genç hayvan
Look at that baby goat
Şu yavru keçiye bak
peruk
Sahnedebaşa takılan yapay saç
She wore a blonde wig
Sarı bir peruk taktı
huzursuz davranmak
gergin veya kaygılı bir şekilde hareket etmek
He started to wig during the test
Sınav sırasında huzursuz davranmaya başladı
endişelendirmek
birini gergin veya endişeli hissettirmek
This noise really wigs me
Bu gürültü beni gerçekten endişelendiriyor
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
ay
SahnedeDünya'nın yörüngesinde dönen doğal gök cismi
The moon is bright tonight
Bu gece ay parlak
kalçasını göstermek
kalçalarını birine çıplak şekilde göstermek
He decided to moon the crowd
Kalabalığa kalçasını göstermeye karar verdi
yeni ay
ayın dünyadan görünmediği evre
The new moon is not visible at night
Yeni ay gece görünmez