

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
518 kelime
Seviye
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
köpekçik
Sahnedeküçük veya yavru köpek
I have a little doggie
Küçük bir köpekçiğim var
acele
Sahnedebir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
bıkmış
Sahnedesıkılma veya rahatsız olma nedeniyle istememe
I am tired of this noise
Bu gürültüden bıktım
yorgun
dinlenme veya uyuma ihtiyacı duyma
I am very tired
Çok yorgunum
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
kafasını karıştırmak
birinin kafasını belirsizliğe veya karmaşaya sürüklemek
Do not mess with his head
Onun kafasını karıştırma
karıştırmak
bir şeye müdahale ederek sorunlara yol açmak
Do not mess with his computer
Onun bilgisayarını karıştırma
üretim
Sahnedebir şeyi yapma veya yaratma eylemi
The factory increased its production
Fabrika üretimini artırdı
yapım
hazırlanan tiyatro oyunu veya film gibi performanslar
This is a high-quality production
Bu yüksek kaliteli bir yapım
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
malum şeyler
Sahnedekonuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
şey
adı belirtilmeyen şey
I need to buy the know what for the car
Araba için gereken şeyi almam gerekiyor
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
koşullar veya olaylar bütünü
It is a difficult situation
Bu zor bir durum
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
bir ara
Sahnedebelirlenmemiş bir zamanda
Let's meet sometime next week
Gelecek hafta bir ara buluşalım
eski
geçmişte bir dönem olan
He is a sometime actor
O eski bir oyuncudur
ara sıra
sadece belirli zamanlarda gerçekleşen
We visit them sometime
Onları ara sıra ziyaret ederiz
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
ömür
Sahnedebir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
hayat
canlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
kişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
sürü
Sahnedebir arada bulunan canlılar grubu
A pack of dogs
Bir köpek sürüsü
yerleştirmek
eşyaları bir kabın içine doldurmak
Pack the boxes
Kutuları doldur
yumruk atmak
bir şeye kuvvetle vurmak
He packs a hard punch
O çok sert yumruk atar
paket
bir şeyleri içine koymaya yarayan küçük kutu
I bought a pack of gum
Bir paket sakız aldım
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
atmak
Sahnedebir şeyi fırlatmak
Throw the ball to me
Topu bana at
diz örtüsü
yatak veya koltuk için hafif örtü
Put a throw on the sofa
Koltuğa bir diz örtüsü ser
düzenlemek
bir etkinlik organize etmek
I will throw a party
Bir parti düzenleyeceğim
şaşırtmak
birini şaşkın veya kafası karışmış hissettirmek
The sudden question really threw me
O ani soru beni gerçekten şaşırttı
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
Sahnedebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
etnik
Sahnedeortak bir kültüre veya kökene sahip bir insan grubuyla ilgili
They serve delicious ethnic food here
Burada lezzetli etnik yemekler servis ediyorlar
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
çim biçme makinesi
Sahnedeçimleri kesmek için kullanılan cihaz
He is using the mower
Çim biçme makinesini kullanıyor
nefret etmek
Sahnedebir şeyden veya birinden çok fazla hoşlanmamak
I loathe cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun şekilde hoşlanmamak
I loathe dishonest people
Dürüst olmayan insanlardan nefret ederim
raydan çıkmak
Sahnedebir trenin rayların dışına çıkması
The train derailed near the station
Tren istasyonun yakınında raydan çıktı
raydan çıkarmak
bir planın veya sürecin ilerleyişini bozmak veya durdurmak
The unexpected news derailed our plans
Beklenmedik haber planlarımızı raydan çıkardı
diş
Sahnedeısırmak için ağızda bulunan sert beyaz yapılar
He has a loose tooth
Onun bir dişi sallanıyor
vantuzlu balık
Sahnedediğer deniz hayvanlarına yapışan bir balık türü
The suckerfish attaches to a shark
Vantuzlu balık bir köpekbalığına yapışır
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
yaşam
Sahnedeyaşanılan yer veya koşullar
Their living conditions are poor
Yaşam koşulları kötüdür
canlı
hayat sahibi olan
All living things need water
Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır
geçim
hayatını sürdürmek için kazandığı para
He earns a living as a teacher
Öğretmenlik yaparak geçimini sağlıyor
yaşam tarzı
bir kişinin hayatını sürdürme biçimi
They have a simple way of living
Onların basit bir yaşam tarzı var
mini buzdolabı
Sahnedegenellikle yatak odası veya ofis için kullanılan küçük buzdolabı
I have a minifridge in my room
Odamda bir mini buzdolabı var
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
elde etmek
Sahnedebir şeyi başarıyla kazanmak
He landed a new job
Yeni bir iş elde etti
iniş yapmak
uçuş sonrası yere inmek
The plane landed safely
Uçak güvenle iniş yaptı
kara
yer kürenin katı kısmı
We finally saw land
Sonunda karayı gördük
film
sinema veya televizyonda gösterilen hikaye
I watched a good film
İyi bir film izledim
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
toplu taşıma
Sahnedeinsanların veya malların taşınması için kullanılan sistem
Public transit is cheap in this city
Bu şehirde toplu taşıma ucuzdur
merkez
Sahnedebir etkinlik için merkezi veya ana yer
The city is a transport hub
Şehir bir ulaşım merkezidir
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
sarsıcı
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi veren
The news was shocking
Haber sarsıcıydı
elektrik çarpması
vücuttan elektrik akımı geçmesiyle hissedilen ani acı
The live wire gave a shocking jolt
Canlı kablo elektrik çarpması yaratan bir sarsıntı verdi
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
güvercin
Sahnedeşehirlerde yaygın olarak görülen bir kuş türü
The pigeon is eating bread
Güvercin ekmek yiyor
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
kararlı
Sahnedehızlıca karar verebilme yeteneğine sahip
She is a decisive leader
O, kararlı bir liderdir
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
bir yere koşmak
Sahnedebir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
sığınmak
zor durumdayken destek veya teselli için birine gitmek
Children run to their parents
Çocuklar ebeveynlerine sığınır
atmak
Sahnedebir şeyi çöpe atmak veya ondan kurtulmak
Please dispose of the waste properly
Lütfen atıkları uygun şekilde atın
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
binmek
Sahnedehareket eden bir hayvanın üzerine oturmak ve onu kontrol etmek
She is riding a horse
O bir ata biniyor
binmek
bir hayvanın veya aracın üzerine oturup gitmek
I am riding a horse
Ata biniyorum
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
genel
Sahnedebirçok şeyi kapsayan veya belirli olmayan
This is a general rule
Bu genel bir kuraldır
general
ordudaki yüksek rütbeli subay
He is a general in the army
O, orduda bir generaldir
heyecanlandırmak
Sahnedebirini çok mutlu veya heyecanlı hissettirmek
The news thrilled her
Haber onu heyecanlandırdı
heyecan
mutluluk veya heyecanın verdiği güçlü duygu
I love the thrill of speed
Hızın verdiği heyecanı seviyorum
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
bir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
deniz sirçesi
Sahnedekayalara ve teknelerin altına yapışan küçük bir deniz canlısı
Barnacles attach to the bottom of the boat
Deniz sirçeleri teknenin altına yapışır
proje
belirli bir hedefi olan planlanmış iş
The team is working on a new barnacle
Ekip yeni bir proje üzerinde çalışıyor
geniş
Sahnedeyanlardan genişliği fazla olan
The road is very wide
Yol çok geniş
ardına kadar
tamamen veya büyük ölçüde
He opened his eyes wide
Gözlerini ardına kadar açtı
geniş
bir kenardan diğer kenara uzaklığı fazla olan
The river is very wide here
Nehir burada çok geniş