

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
535 kelime
Seviye
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
tokatlamak
Sahnedeelin ayasıyla birine vurmak
She slapped him on the cheek
Yanağına bir tokat attı
harika
çok iyi veya etkileyici olmak
This song really slaps
Bu şarkı gerçekten harika
çarpmak
bir şeyi hızla veya dikkatsizce koymak
He slapped the book on the table
Kitabı masaya çarptı
göz gezdirmek
Sahnedebir şeyi hızlıca ve dikkatlice okumadan incelemek
I skimmed the article
Makaleye göz gezdirdim
yağsız süt
yağı alınmış süt
I prefer drinking skim milk
Yağsız süt içmeyi tercih ederim
para aşırmak
parayı yasal olmayan yollarla azar azar almak
The accountant skimmed money from the fund
Muhasebeci fondan gizlice para aşırdı
fil
Sahnedehortumu adı verilen uzun bir burnu olan çok büyük bir hayvan
The elephant is very big
Fil çok büyüktür
kupon
Sahnedeindirim veya ücretsiz bir ürün sağlayan kağıt parçası
I have a coupon for this pizza
Bu pizza için bir kuponum var
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için kadeh kaldırıp içmek
They made a toast to the success
Başarı için kadeh kaldırdılar
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
ağ
Sahnededelikli ve birbirine bağlı iplerden yapılan malzeme
He caught a fish in the net
Ağla bir balık yakaladı
net
tüm kesintiler yapıldıktan sonra kalan miktar
My net salary is three thousand dollars
Net maaşım üç bin dolardır
net
kolayca anlaşılan veya görülen
The instructions are net
Talimatlar çok net
internet
bilgisayarları birbirine bağlayan sistem veya web sitesi
I found this info on the net
Bu bilgiyi internette buldum
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
kanka
Sahnedeyakın arkadaş
He is my old bud
O benim eski kankam
tomurcuk
bitkinin çiçek açmadan önceki kapalı kısmı
The rose bud is opening
Gül tomurcuğu açılıyor
butterscotch
Sahnedetereyağlı şekerleme veya aroma
I love butterscotch candy
Butterscotch şekerlemesini çok severim
ipucu
Sahnedebir şeyi tahmin etmeye yardımcı olan küçük bir bilgi
Can you give me a hint?
Bana bir ipucu verebilir misin?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeyip dolaylı yoldan belirtmek
She hinted that she might quit her job
İşinden ayrılabileceğini ima etti
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There is a hint of lemon in the tea
Çayda bir eser miktarda limon var
düşük
Sahnedemiktarı veya derecesi az olan
The price is very low
Fiyat çok düşük
alçak
kötü veya adil olmayan
That was a low act
Bu alçak bir hareketti
böğürmek
inek gibi derin ve kalın bir ses çıkarmak
The cow lowed in the field
İnek tarlada böğürdü
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
kısa şarkı
Sahnedekısa ve basit bir şarkı
She hummed a little ditty
Küçük bir şarkı mırıldandı
yad etmek
Sahnedegeçmişteki olayları hatırlamak veya onlar hakkında konuşmak
They love to reminisce about the old days
Eski günleri yad etmeyi severler
eski günleri anmak
geçmişteki mutlu zamanlar hakkında konuşmak veya düşünmek
They reminisced about their school years
Okul yıllarını andılar
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
üst kat
Sahnedezemin katın üzerindeki kat
My bedroom is upstairs
Yatak odam üst katta
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
baba
Sahnedebaba için kullanılan gayriresmi bir kelime
My old man is home
Babam evde
yaşlı adam
Sahnedeyaşlı bir erkek için kullanılan kelime
The old man is sitting
Yaşlı adam oturuyor
yaşlı adam
yaşı ilerlemiş erkek
The old man sat on the bench
Yaşlı adam bankta oturdu
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
sombrero
Sahnedegeniş kenarlı Meksika şapkası
He is wearing a big sombrero
Büyük bir sombrero takıyor
ezik
Sahnedemoda dışı veya sosyal açıdan beceriksiz
He wore dweeby glasses
Ezik gözlükler takıyordu
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
kaçınılmaz
Sahnedeolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır
iş yeri açmak
Sahnedeyeni bir dükkan veya şirket kurmak
They plan to open up a new cafe
Yeni bir kafe açmayı planlıyorlar
açmak
kapalı bir şeyi açık hale getirmek
Open up the window
Pencereyi aç
kendini açmak
duygu ve düşüncelerini paylaşmak
She is starting to open up
Kendini açmaya başlıyor
içini dökmek
duygu veya düşünceleri hakkında konuşmak
You can open up to me
Bana içini dökebilirsin
alkol
Sahnedeinsanı sarhoş edebilen içki
He does not drink alcohol
O alkol içmez
alkol
cildi veya nesneleri temizlemek için kullanılan bir sıvı
I cleaned the cut with alcohol
Kesilen yeri alkolle temizledim
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
merkezi
Sahnedeen önemli veya merkezde olan kısım
This is the central part of the story
Bu, hikayenin merkezi kısmıdır
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
popüler
Sahnedeşu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
kadar
Sahnedebir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
kaynaklanmak
bir şeyin sebebi veya birinin sorumluluğunda olmak
The delay was down to the bad weather
Gecikme kötü havadan kaynaklandı
kalan
sadece belirli ve genellikle az bir miktar kalmış olmak
We are down to our last bottle of water
Son bir şişe suyumuz kaldı
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
duygusal
Sahnededuygularla veya hislerle ilgili olan
He gave an emotional speech
O duygusal bir konuşma yaptı
duygusal
duygularla ilgili olan
This is an emotional issue
Bu duygusal bir konu
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
yaşamak
Sahnedebir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
cam / bardak
Sahnedesert şeffaf bir madde veya içecek kabı
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
cam
pencerelerde ve şişelerde kullanılan sert ve saydam madde
The window is made of glass
Pencere camdan yapılmıştır
bardağa koymak
bir şeyi cam bir kabın içine yerleştirmek
She will glass the juice
Meyve suyunu bardağa koyacak
gezegen
Sahnedeuzaydaki büyük yuvarlak nesne
Earth is our planet
Dünya bizim gezegenimizdir
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
iptal etmek
Sahnedeplanlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
gereken
Sahnedeyapılması zorunlu veya beklenilen
You are supposed to arrive on time
Zamanında gelmen gerekiyor
varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I supposed it was true
Bunun doğru olduğunu varsaydım
varsayılan
doğru veya olası olduğu düşünülen
It is a supposed fact
Bu varsayılan bir gerçektir
ne dersin
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
What do you say to a movie?
Bir filme ne dersin?
önemli ölçüde
Sahnedeçok büyük bir miktarda veya derecede
Prices fell drastically
Fiyatlar önemli ölçüde düştü
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
işaret
Sahnedebir şeyi ne zaman yapmanız gerektiğini belirten işaret
That is my cue to start
Bu, başlamam için işaret
kurtarmak
birini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
You must cue the man from the fire
Adamı yangından kurtarmalısın
ıstaka
bilardoda topa vurmak için kullanılan uzun sopa
She chalked the tip of her cue
Istakasının ucuna tebeşir sürdü
kontrolünü kaybetmek
Sahnedeaniden çok sinirlenmek veya üzülmek
He finally snapped under the pressure
Baskı altında sonunda kontrolünü kaybetti
çıt diye kırılmak
keskin bir sesle aniden kırılmak
The stick snapped in half
Çubuk çıt diye kırıldı
anlık
pek düşünmeden çok hızlı yapılan
It was a snap decision
Anlık bir karardı
çıt sesi
ani kısa ve yüksek bir ses
I heard a snap in the woods
Ormanda bir çıt sesi duydum
kafes
Sahnedehayvanları tutmak için kullanılan parmaklıklı alan
The bird is in the cage
Kuş kafesin içinde
kafese kapatmak
bir şeyi kapalı bir alanda tutmak
They had to cage the animal
Hayvanı kafese kapatmak zorunda kaldılar
sergi
Sahnedenesnelerin veya sanat eserlerinin halka açık gösterimi
The museum has a new exhibit
Müzenin yeni bir sergisi var
sergilemek
Sahnedebir şeyi başkalarının görmesi için göstermek
He exhibited his paintings in the gallery
Tablolarını galeride sergiledi
geri ödemek
Sahnedebirinin yaptığı ödemeyi ona geri vermek
The company will reimburse your travel expenses
Şirket seyahat masraflarınızı geri ödeyecek
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
anaokulu öğrencisi
Sahnedeanaokuluna giden küçük çocuk
The kindergartener is five years old
Anaokulu öğrencisi beş yaşında
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
nakliyeci
Sahnedemobilyaları taşıyan kişi
The mover carried the sofa
Nakliyeci kanepeyi taşıdı
etkili kişi
bir şeyleri gerçekleştirme gücüne sahip kimse
He is a big mover in the industry
O sektörde etkili bir isimdir
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
yaşasın
Sahnedemutluluk veya heyecan belirten bir ünlem
Yay! We won the game!
Yaşasın! Oyunu kazandık!