

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
476 kelime
Seviye
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
ciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
başlatmak
Sahnedebir şeyi başlatmak
They decided to initiate the plan
Planı başlatmaya karar verdiler
yeni başlayan
bir gruba veya etkinliğe yeni katılmış kimse
He is an initiate of the group
O grubun yeni katılan bir üyesidir
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
gelişmiş
Sahnedekarmaşık veya yüksek teknolojiye sahip
This is an advanced technology
Bu gelişmiş bir teknoloji
ilerlemek
bir yöne doğru gitmek
The soldiers advanced slowly
Askerler yavaşça ilerledi
önceden
bir olaydan önce meydana gelen veya mevcut olan
We need an advanced warning
Önceden uyarıya ihtiyacımız var
ilerlemiş
bir sürecin son veya ağır evresinde
The disease is in an advanced stage
Hastalık ilerlemiş bir aşamada
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
triple sec
Sahnedetatlı portakal aromalı alkollü içki
He added triple sec to the cocktail
Kokteyle triple sec ekledi
düz
Sahnedeeğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
genç
Sahnedeyaşı küçük olan
He is very young
O çok genç
genç
hayatının erken döneminde olan
She is a young woman
O genç bir kadın
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
artmak
Sahnedebir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
bir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
kapanmak
Sahnedetamamen kapanmak veya örtülmek
The shops close up early
Dükkanlar erken kapanır
yakın çekim
çok yakından görülen veya incelenen görüntü
The photographer took a close up of the insect
Fotoğrafçı böceğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
bir nesnenin çok yakınından çekilmiş fotoğraf veya görüntü
The photographer took a close up of the flower
Fotoğrafçı çiçeğin yakın çekimini yaptı
yakın çekim
çok yakından alınan fotoğraf
This close-up shows every detail of the insect
Bu yakın çekim böceğin her detayını gösteriyor
yaklaşmak
birine veya bir şeye yakın bir konuma gelmek
Please close up so you can hear better
Lütfen daha iyi duymak için yaklaşın
seçmek
Sahnedebir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
hedeflemek
bir amaca ulaşmaya çalışmak
I will go for the win
Galibiyeti hedefliyorum
girişmek
bir şeyi elde etmeye veya yapmaya çalışmak
I will go for the top prize
Büyük ödül için girişiyorum
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı amaçlamak
We go for an early start tomorrow
Yarın erken başlamaya niyetleniyoruz
akılsızca
Sahnedeiyi düşünülmemiş veya mantıksız
It was an ill advised decision
Bu akılsızca bir karardı
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
yükseklik
Sahnedebir şeyin ne kadar yüksek veya uzun olduğu
The height of the wall is two meters
Duvarın yüksekliği iki metredir
zirve
bir şeyin ulaşılan en yüksek veya en başarılı noktası
She reached the height of her career
Kariyerinin zirvesine ulaştı
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
cümle
Sahnedetam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
hüküm
bir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şoför
Sahnedebir aracı kullanan kişi
He is a taxi driver
O bir taksi şoförü
Sürücü
Bilgisayarın donanımla iletişim kurmasını sağlayan yazılım
I need to update the printer driver
Yazıcı sürücüsünü güncellemem lazım
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
fazlalık
Sahnedeihtiyaçtan daha fazla olan miktar
We have a surplus of food
Elimizde fazla yemek var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kaşık
Sahnedeyemek yemek için kullanılan araç
I use a spoon for soup
Çorba için kaşık kullanırım
kaşıkla sarılmak
birine arkadan vücudunu kıvırarak sarılmak
They like to spoon
Kaşık şeklinde sarılmayı severler
kilitlemek
Sahnedebir yeri güvenli hale getirmek için kapı ve pencereleri kilitlemek
Please lock up the house
Lütfen evi kilitle
hapsetmek
birini kilitli bir yere koymak
The police locked him up
Polis onu hapsetti
nezarethane
insanların tutulduğu küçük hapishane
The police took him to the lock up
Polis onu nezarethaneye götürdü
hapsetmek
birini bir yere kilitli tutmak
He locked up the prisoner in the room
Mahkumu odaya hapsetti
nezarethane
insanların veya eşyaların tutulduğu kilitli yer
He was kept in the lock up overnight
Geceyi nezarethanede geçirdi
hapsetmek
birini çıkamayacağı bir yere kapatmak
The police locked up the criminal
Polis suçluyu hapsetti
depo
eşyaların güvenli bir şekilde saklandığı yer
We rented a lock-up for our furniture
Mobilyalarımız için bir depo kiraladık
bağlanmak
Sahnedebirbirine eklenmek veya birleşmek
The two cables link up here
İki kablo burada birleşiyor
buluşma
planlı bir toplantı veya bir araya gelme
The team organized a quick link-up to discuss the project
Ekip projeyi görüşmek için hızlı bir buluşma ayarladı
kızak kayma
Sahnedekızakla kar üzerinde kayma etkinliği
We love sledding in winter
Kışın kızakla kaymayı severiz
kızakla kaymak
kar üzerinde bir araçla kayarak ilerlemek
We are sledding down the hill
Tepeden aşağı kızakla kayıyoruz
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
sızdırmak
Sahnedebir delikten sıvı veya gazın dışarı çıkması
The pipe is leaking
Boru sızdırıyor
sızdırmak
gizli bilgiyi açığa çıkarmak
He leaked the secret report
Gizli raporu sızdırdı
idrar kaçırmak
vücuttan istemsiz bir şekilde sıvı atılması
He was embarrassed because he started to leak
İdrar kaçırmaya başladığı için utandı
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
çocuklar
Sahnedeçocuklar için kullanılan samimi bir ifade
All right kiddos, time to go to bed
Tamam çocuklar, yatma vakti
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
hayat
Sahnedecanlı olma durumu
Life is beautiful
Hayat güzeldir
yaşam
Sahnedekişinin yaşadığı hayat tarzı
He had a difficult life
Zor bir yaşamı vardı
ömür
Sahnedebir canlının yaşadığı toplam süre
He spent his whole life here
Tüm ömrünü burada geçirdi
kankalar
Sahnedeyakın erkek arkadaşlar
He is hanging out with his bros
Kankalarıyla takılıyor
kardeşler
erkek kardeşler
He has two bros
Onun iki erkek kardeşi var
beyler
erkekler için kullanılan gayriresmi hitap
What's up bros
Naber beyler
termostat
Sahnedesıcaklığı kontrol eden cihaz
Set the thermostat to 22 degrees
Termostatı 22 dereceye ayarla
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
ara
Sahnedeaktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
kırmak
bir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
süpersonik
Sahnedeses hızından daha hızlı olan
The jet is supersonic
Jet süpersoniktir
gelişmek
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
geliştirmek
yeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
ilişki
insanların birbirleriyle kurduğu ilişki biçimi
They are on good terms
Araları iyi redden
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
barınak
Sahnedekötü hava koşullarından koruyan yapı
They built a shelter to sleep in at night
Gece uyumak için bir barınak yaptılar
barındırmak
birini tehlikelerden korumak
They sheltered the refugees during the storm
Fırtına sırasında mültecileri barındırdılar
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
fıçı
Sahnedebira için kullanılan küçük fıçı
We bought a keg of beer
Bir fıçı bira aldık
metal fıçı
Sahnedesıvıları tutmak için kullanılan metal fıçı
The liquid is stored in a metal keg
Sıvı, metal bir fıçıda saklanır
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
almak
Sahnedebir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
yerel olarak
Sahnedebir yerin yakın çevresinde
We buy food locally
Gıdaları yerel olarak satın alıyoruz
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
telefon etmek
Sahnedetelefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kız
Sahnedegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
She is a cool chick
O havalı bir kız
civciv
özellikle tavuk yavrusu olan küçük kuş
The chick is yellow
Civciv sarıdır
ilham
Sahnedebir şeyi yaratma veya yapma isteği uyandıran şey
Nature is a great source of inspiration
Doğa harika bir ilham kaynağıdır
ilham
aniden gelen iyi bir fikir veya yaratıcı dürtü
She found inspiration for her painting
Resmi için ilham buldu
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
züppe
Sahnedekendini diğerlerinden üstün gören kişi
He is such a snob
O tam bir züppe
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
mutfak
Sahnedeyemek pişirmek için kullanılan oda
The kitchen is clean
Mutfak temiz
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
yeniden buluşma
Sahnedeinsanların tekrar bir araya geldiği sosyal etkinlik
We have a family reunion every year
Her yıl bir aile buluşması yaparız
dile getirmek
Sahnedesesli olarak söylemek
He did not utter a word
Tek bir kelime etmedi
tam
tam veya mutlak olan
It was an utter disaster
Tam bir felaketti
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
belirti
bir şeyin var olduğunu gösteren işaret
Dark clouds are a sign of rain
Koyu bulutlar yağmurun belirtisidir
yavaş
Sahnededüşük hızda olan
The train is very slow
Tren çok yavaş
yavaş
düşük bir hızla veya az bir hareketle gerçekleşen
Business was slow today
Bugün işler yavaştı
yavaşlatmak
bir şeyin hızını azaltmak
You must slow down
Yavaşlamalısın
göz kulak olmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dikkatle izlemek
Can you keep an eye on my bag?
Çantama göz kulak olabilir misin?
takip etmek
bir şeyin durumunu kontrol etmek için izlemek
We should keep an eye on the weather forecast
Hava durumunu takip etmeliyiz
bir gün
Sahnedegelecekteki belirsiz bir zamanda
Someday I will travel the world
Bir gün dünyayı gezeceğim