

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
436 kelime
Seviye
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi gereksiz yere kullanmak
Do not waste your time
Zamanını boşa harcama
kafası güzel
çok sarhoş veya uyuşturucu etkisinde olmak
He was totally wasted
Tamamen kafası güzeldi
atık
istenmeyen malzemeler
Industrial waste is a problem
Endüstriyel atıklar bir sorundur
zayıflamak
güçten düşüp cılızlaşmak
He began to waste away
Güçten düşüp zayıflamaya başladı.
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
şaka
Sahnedeciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
kafa karıştırıcı
Sahnedeanlaşılması zor
The instructions are confusing
Talimatlar kafa karıştırıcı
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
ekmek
Sahnedeun ve suyun karıştırılıp fırında pişirilmesiyle yapılan yiyecek
I bought a fresh loaf of bread
Taze bir ekmek aldım
panelemek
yemekleri pişirmeden önce galeta unuyla kaplamak
Bread the fish
Balığı paneleyin
para
eşya satın almak için kullanılan nakit veya para
I need to earn some bread to pay my bills
Faturalarımı ödemek için biraz para kazanmam gerekiyor
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
spor yapmak
Sahnedezindelik için fiziksel aktivite yapmak
I work out every morning
Her sabah spor yaparım
planlamak
bir şeyi dikkatlice düşünmek ve geliştirmek
We need to work out a plan
Bir plan yapmamız gerekiyor
sonuçlanmak
bir durumun belli bir şekilde neticelenmesi
The situation worked out eventually
Durum sonunda sonuçlandı
çözmek
bir problemin çözümünü bulmak
I will work out the problem
Sorunu çözeceğim
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
uyum sağlamak
Sahnedebir duruma ayak uydurmak
Roll with the changes
Değişimlere uyum sağla
küçük ekmek
yenilebilir küçük ekmek parçası
I bought a bread roll
Küçük bir ekmek aldım
yuvarlanmak
dönerek hareket etmek
The ball rolls away
Top yuvarlanarak uzaklaşır
rock and roll
güçlü ritimli bir müzik tarzı
I like rock and roll
Rock and roll severim
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
uzun
Sahnedebir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
kalmadı
Sahnedebir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
berbat etmek
Sahnedebir şeyi bozmak veya mahvetmek
I don't want to screw this up
Bunu berbat etmek istemiyorum
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
yerli
Sahnedebir yere özgü olan veya orada doğmuş olan
The kangaroo is indigenous to Australia
Kanguru Avustralya'ya özgüdür
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
gelecek
Sahnedegelecek olan zaman
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
gelecek
şu andan sonra gerçekleşecek olan
We need to think about future generations
Gelecek nesilleri düşünmemiz gerekiyor
ele veren
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belli eden
There were telltale signs of a struggle
Bir boğuşmanın ele veren işaretleri vardı
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
diriltmek
Sahnedeölmüş birini yeniden hayata döndürmek
The spell was used to resurrect the hero
Büyü kahramanı diriltmek için kullanıldı
ev işi
Sahnedeyapılması gereken küçük ve rutin iş
I have many chores to do
Yapacak çok ev işim var
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
dışarıda yemek yemek
Sahnedebir restoranda yemek yemek
Let's go out to dinner tonight
Bu gece akşam yemeği için dışarı çıkalım
içi sızlamak
birine karşı derin bir üzüntü duymak
My heart goes out to the victims
Kurbanlar için içim sızlıyor
yönelmek
bir yerin tarafına doğru hareket etmek
He went out to the garden
Bahçeye doğru gitti
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
kural
Sahnedebir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
dergi
Sahnedemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek
The meeting happened on Monday
Toplantı Pazartesi günü gerçekleşti
rastlamak
birini veya bir şeyi tesadüfen bulmak
I happened on an old photo in the attic
Çatı katında eski bir fotoğrafa rastladım
yayılmak
Sahnederahat bir şekilde oturmak veya uzanmak
He likes to lounge on the sofa
Kanepede yayılmayı sever
dinlenme salonu
rahatlamak için kullanılan konforlu oda
We waited in the airport lounge
Havalimanı dinlenme salonunda bekledik
bar
insanların içki alıp içebileceği mekan
They are sitting in the hotel lounge
Otelin barında oturuyorlar
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
yalan söylemek
Sahnedegerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
uzanmak
bir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
belirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
yaşamak için üç ayı kalmak
Sahnedebirinin ne kadar süre daha yaşayacağına dair tahmin
The doctor said he has three months to live
Doktor, yaşamak için üç ayı kaldığını söyledi
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
kovboy
Sahnedebir çiftlikte sığırlarla ilgilenen kişi
The cowboy rides a horse
Kovboy ata biner
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
Sahnedebirinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
renk
Sahnedekırmızı veya mavi gibi renklerin adı
Red is my favorite color
Kırmızı benim en sevdiğim renktir
boyamak
bir şeye renk vermek
She colors the picture
Resmi boyuyor
etkilemek
birinin bir şey hakkındaki düşünce veya duygularını biçimlendirmek
His past experiences colored his view
Geçmiş deneyimleri görüşünü etkiledi
ten rengi
kişinin cildinin doğal rengi
His color is pale
Ten rengi solgun
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
kafasını karıştırmak
birinin kafasını belirsizliğe veya karmaşaya sürüklemek
Do not mess with his head
Onun kafasını karıştırma
karıştırmak
bir şeye müdahale ederek sorunlara yol açmak
Do not mess with his computer
Onun bilgisayarını karıştırma
pencere
Sahnedeışık girmesini sağlayan, duvarda veya kapıda bulunan camlı alan
She opened the window
Pencereyi açtı
fırsat aralığı
bir şeyin yapılması için uygun olan kısıtlı zaman
We have a narrow window to finish the project
Projeyi bitirmek için kısıtlı bir zamanımız var
erotik
Sahnedecinsel arzu veya uyarılma ile ilgili
She wrote an erotic novel
Erotik bir roman yazdı
güvenlik
Sahnedebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
tehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
kırpmak
Sahnedebir şeyden küçük miktarlarda kesip çıkarmak
I need to trim the hedge
Çiti budamam gerekiyor
kenar süsü
bir şeye eklenen dekoratif kısımlar
The dress has a gold trim
Elbisenin altın rengi bir kenar süsü var
formda
çekici bir şekilde ince ve zinde
She has a trim figure
O formda bir vücuda sahip
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
gaza getirmek
Sahnedebirini çok heyecanlandırmak veya heveslendirmek
He tried to psyche himself up for the game
Maç için kendini gaza getirmeye çalıştı
ruh
insan zihni düşünceleri ve duyguları
Music can affect the human psyche
Müzik insan ruhunu etkileyebilir
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
kas
Sahnedehareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
güç
fiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
isim
Sahnedebir kişiyi veya nesneyi çağırmak için kullanılan sözcük
My name is Ali
Benim ismim Ali
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
Can you name all the countries
Tüm ülkeleri adlandırabilir misin
büyüleyici
Sahnedehoş veya çekici olma özelliği
He has a charming smile
Büyüleyici bir gülümsemesi var
çekici
birlikte vakit geçirmesi hoş olan kişi
He is a very charming person
O çok çekici bir insan
koridor
Sahnedekoltuklar veya raflar arasındaki geçit
I am in the snack aisle
Atıştırmalık koridorundayım
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
düşük ihtimal
Sahnedebaşarı şansı çok düşük olan girişim
It is a long shot but I will try
Düşük bir ihtimal ama deneyeceğim
düşük ihtimal
başarı şansının az olması
It is a long shot but I will try
Düşük bir ihtimal ama deneyeceğim
paket servis
Sahnederestorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
dışarı çıkarmak
birini bir yere götürmek
I will take out my friend tonight
Bu akşam arkadaşımı dışarı çıkaracağım