

How I Met Your Mother — 4. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
550 kelime
Seviye
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
kas
Sahnedehareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
güç
fiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
dayandırmak
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin temeli veya nedeni olarak kullanmak
We base this plan on research
Bu planı araştırmaya dayandırıyoruz
vizyon
Sahnedegelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
görme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
uzun süreli
Sahnedeuzun bir zaman dilimine yayılan
They have a long term agreement
Uzun süreli bir anlaşmaları var
uzun vadeli
uzun süre etkisini koruyan veya devam eden
This is a long term goal
Bu uzun vadeli bir hedef
uzun vadeli
uzun bir süre devam eden
They have a long term plan
Uzun vadeli bir planları var
uzun dönemli
uzun bir zaman dilimine yayılan
We need a long term solution
Uzun dönemli bir çözüme ihtiyacımız var
uzun vadeli
uzun bir zaman dilimini kapsayan veya onunla ilgili
They made a long term agreement
Uzun vadeli bir anlaşma yaptılar
uzun süreli
uzun zaman boyunca devam eden
It has long term consequences
Bunun uzun süreli sonuçları var
uzun vadeli
uzun süre devam eden
We need a long-term plan
Uzun vadeli bir plana ihtiyacımız var.
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
kumpas kurmak
birini işlemediği bir suçtan dolayı suçlu göstermek
They set him up for the robbery
Soygun için ona kumpas kurdular
mimar
Sahnedebinaları tasarlayan kişi
She is a professional architect
O profesyonel bir mimardır
iki katlı
Sahnedeiki katı olan yapı
They live in a two story house
Onlar iki katlı bir evde yaşıyorlar
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi dikkatsizce veya gereksiz yere harcamak
He squandered all his money
Tüm parasını boşa harcadı
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
listelemek
Sahnedemaddeleri bir sıra ile yazmak veya söylemek
List the items you need
İhtiyacın olan maddeleri listele
liste
Sahnedebirbiri ardına yazılmış şeyler dizisi
I have a shopping list
Bir alışveriş listem var
seçkinler
en başarılı veya ünlü kişilerden oluşan grup
They are on the A-list of Hollywood actors
Onlar Hollywood oyuncularının seçkinleri arasında
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
örtbas etmek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
örtbas etme
bir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
peşinden gitmek
birinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
bekle
Sahnedebir şeyin olması için beklemek
Wait for it, the surprise is coming
Bekle, sürpriz geliyor
duraklamak
bir şey söylemeden önce kısa bir süre ara vermek
Wait for it and then speak
Durakla ve sonra konuş
tıraş bıçağı
Sahnedetüy kesmek için kullanılan keskin bıçaklı alet
I need a new razor to shave
Tıraş olmak için yeni bir tıraş bıçağına ihtiyacım var
tarçınlı üzümlü
Sahnedetarçın ve kuru üzümden oluşan tatlı tat
I like cinnamon raisin bread
Tarçınlı üzümlü ekmeği severim
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
vurmak
Sahnedebir sopayla topa vurmak
He can bat the ball
Topa vurabilir
yarasa
gece çıkan küçük uçan bir memeli
The bat flies at night
Yarasa gece uçar
kırpıştırmak
hızla sallamak veya çırpmak
She batted her eyelashes
Kirpiklerini kırpıştırdı
Bat Mitzvah
Yahudilikte kız çocukları için ergenliğe giriş töreni
She had a Bat Mitzvah
Bat Mitzvah töreni yaptı
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
şemsiye
Sahnedeyağmurda ıslanmamak için başın üzerinde tutulan araç
I have a red umbrella
Kırmızı bir şemsiyem var
şemsiye
bir grubu veya şeyi içine alan koruyucu yapı
The organization operates under a broad umbrella
Organizasyon geniş bir şemsiye altında faaliyet gösteriyor
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
bir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
destek
Sahnedebir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
durumda olmak
belirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
memnun
Sahnedeistediği şeye sahip olduğu için mutlu hissetmek
I am satisfied with my work
İşimden memnunum
yumuşak
Sahnedesert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
fırınlamak
Sahnedegıdayı fırında veya ateş üzerinde pişirmek
I will roast a chicken for dinner
Akşam yemeği için tavuk kızartacağım
alay töreni
bir konuğun şakalarla eleştirildiği eğlence etkinliği
The actor was the subject of a roast
Oyuncu bir alay töreninin konusu oldu
kavrulmak
çok sıcak bir ortamda bulunmak
It is roasting in this room
Bu odada kavruluyoruz
kavrulmuş
ateşte pişirilerek rengi koyulaşmış kahve çekirdeği
I prefer dark roast coffee
Koyu kavrulmuş kahveyi tercih ederim
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
bakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
düzenli bir şekilde
Sahnedeyavaş ve düzenli bir şekilde
The price of gold rose steadily
Altın fiyatları düzenli bir şekilde arttı
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
ortaklaşa
başkalarıyla koordineli bir şekilde
They worked in concert to save the park
Parkı kurtarmak için ortaklaşa çalıştılar
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
dergi
Sahnedemakaleler ve resimler içeren periyodik yayın
I read a fashion magazine
Bir moda dergisi okudum
şarjör
ateşli silahlarda mermilerin tutulduğu hazne
He put a new magazine into his gun
Silahına yeni bir şarjör taktı
kutlama amaçlı
Sahnedebir kutlama ile ilgili
They had a celebratory dinner
Kutlama amaçlı bir akşam yemeği yediler
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
ev sahipliği yapmak
Sahnedebir etkinliği düzenlemek ve yürütmek
Turkey will host the meeting
Türkiye toplantıya ev sahipliği yapacak
ev sahibi
misafirleri bir etkinliğe davet eden kişi
The host was very kind
Ev sahibi çok nazikti
ordu
büyük bir asker grubu
A host of soldiers stood on the hill
Tepede büyük bir asker ordusu duruyordu
grafik
Sahnedeverilerin veya bilgilerin görsel olarak gösterimi
Look at the sales chart
Satış grafiğine bak
liste
popülerliği gösteren sıralama listesi
The song reached the top of the chart
Şarkı listenin zirvesine ulaştı
rotasını belirlemek
bir yol veya yön planlamak
They charted a course for the trip
Gezi için bir rota belirlediler
dişil
Sahnedekadınlarla veya kızlarla ilgili
Pink is a feminine color
Pembe dişil bir renktir
kadın
Sahnedeyetişkin dişi insan
The woman is walking
Kadın yürüyor
kadın
yetişkin bir kadın
She is a kind woman
O nazik bir kadındır
kadınlar
yetişkin insan dişileri
There are many women in the room
Odada birçok kadın var
kadınlar
yetişkin dişi insanlar
The women are talking
Kadınlar konuşuyor
kadın
yetişkin bir dişi insan
This is a women's clothing store
Bu bir kadın giyim mağazası
kabuk
Sahnedebir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
göstermelik
gerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
kabuk
insanların çalıştığı veya beklediği yer
The building is still just a shell
Bina hala sadece bir kabuk
topa tutmak
bir yeri yoğun bir şekilde ateş altına almak
The army began to shell the city
Ordu şehri topa tutmaya başladı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
belirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
oyalamak
Sahnedebir şeyin planlanandan daha geç gerçekleşmesini sağlamak
He tried to stall for time
Zaman kazanmaya çalıştı
tezgah
küçük, kapalı bir satış alanı veya bölme
He sells fruit at the market stall
Pazar tezgahında meyve satıyor
duraksamak
bir sürecin veya işin ilerlemesinin durması
The negotiations stalled after the disagreement
Görüşmeler anlaşmazlıktan sonra duraksadı
havada hız kaybetmek
bir uçağın yeterli hızı kaybedip uçamaz hale gelmesi
The plane stalled during the flight
Uçak uçuş sırasında hız kaybetti
kreatin
Sahnedekas performansını artırmak için kullanılan bir madde
He takes creatine for his workouts
Antrenmanları için kreatin kullanıyor
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
zorunlu olarak
Sahnedekaçınılması mümkün olmayan bir şekilde
This change will necessarily lead to problems
Bu değişiklik zorunlu olarak sorunlara yol açacaktır
mutlaka
kaçınılmaz olmayan bir biçimde
That is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değil
mutlaka
her durumda ve kaçınılmaz olarak
It is not necessarily true
Bu mutlaka doğru değildir
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
fikir alışverişi yapmak
Sahnedebirileriyle fikirleri tartışmak
Can I bounce some ideas off you?
Bazı fikirlerimi seninle paylaşabilir miyim?
ayrılmak
bir yerden aniden ayrılmak
This party is boring, let's bounce
Bu parti sıkıcı, hadi gidelim
zıplamak
hızlıca yukarı aşağı hareket etmek
The children bounce with joy
Çocuklar sevinçle zıplıyor
geri dönmek
bir şey kabul edilmediği için geri gönderilmesi
The email bounced because the address was wrong
E-posta adresi yanlış olduğu için geri döndü
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
göre
Sahnedebirinin ifadesine veya bir bilgi kaynağına dayanarak
According to the news it will rain tomorrow
Haberlere göre yarın yağmur yağacak
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
kurtarmak
Sahnedekötü bir durumun önüne geçmek
We saved the project
Projeyi kurtardık
biriktirmek
gelecekte kullanmak için saklamak
I save money every month
Her ay para biriktiririm
kurtarmak
birini tehlikeden veya ölümden kurtarmak
The doctor saved his life
Doktor onun hayatını kurtardı
korumak
bir şeyi zarar görmekten uzak tutmak
A fence saves the garden from animals
Bir çit bahçeyi hayvanlardan korur
sayı
Sahnedebir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
numara
Sahnedeniceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
telefon numarası
telefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
heyecan verici
Sahnedeheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
atıcı
Sahnedebeyzbolda topu fırlatan oyuncu
The pitcher threw the ball
Atıcı topu fırlattı
sürahi
içecek koymak için kullanılan kulplu büyük kap
I filled the pitcher with water
Sürahiyi suyla doldurdum
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
daire grafiği
Sahnedeverilerin görsel bir temsili
The pie chart shows the budget
Daire grafiği bütçeyi gösteriyor
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
hitabetle ilgili
Sahnedeikna etmek veya etkilemek için dilin kullanılmasıyla ilgili
He used a rhetorical strategy to win the debate
Münazarayı kazanmak için retorik bir strateji kullandı
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
sıralamak
Sahnedebir şeyleri belirli bir sıraya koymak
The teacher ranked the students by height
Öğretmen öğrencileri boylarına göre sıraladı
ağır kokulu
çok kötü kokan
The room had a rank smell
Odada ağır bir koku vardı
rütbe
bir grup içindeki seviye veya konum
He holds a high rank in the army
Orduda yüksek bir rütbeye sahip