

How I Met Your Mother — 5. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
526 kelime
Seviye
yaş
Sahnedebir kişinin yaşadığı süre
Age is just a number
Yaş sadece bir sayıdır
çağ
belirli özelliklerle tanınan zaman dilimi
We live in the digital age
Dijital çağda yaşıyoruz
yaşlanmak
daha yaşlı hale gelmek
Everyone ages
Herkes yaşlanır
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
tencere veya saksı
Sahnedeyemek pişirmek veya bitki yetiştirmek için kullanılan kap
Put the pot on the stove
Tencereyi ocağa koy
esrar
uyuşturucu olarak içilen bir bitki
He was caught with pot
Esrarla yakalandı
lazımlık
tuvalet ihtiyacı için kullanılan kap
The toddler is learning to use the pot
Çocuk lazımlığı kullanmayı öğreniyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
taht
Sahnedekral veya kraliçenin oturduğu özel koltuk
The king sat on his throne
Kral tahtına oturdu
klozet
tuvalet için kullanılan gayri resmi kelime
He is sitting on the throne
O klozetin üzerinde oturuyor
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
acele etme
Sahnedebir şeyi acele etmeden yapmak
Take your time
Acele etme
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ağız
bir şeyin içine girilen ya da içinden çıkılan açıklık
The bottle has a wide mouth
Şişenin ağzı geniş
karar vermek
Sahnedebir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
müdavim
Sahnedebir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
normal
alışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
düzenli
belirli aralıklarla tekrarlanan veya standart olan
The bus arrives at regular intervals
Otobüs düzenli aralıklarla gelir
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
hıçkıra hıçkıra ağlamak
Sahnedegürültülü ve kontrolsüz bir şekilde ağlamak
The child started to blubber
Çocuk hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı
yağ tabakası
balina ve fokların üzerindeki kalın yağ tabakası
Whales have a thick layer of blubber
Balinaların kalın bir yağ tabakası vardır
köpek
Sahnededört bacaklı yaygın bir evcil hayvan
I have a small dog
Küçük bir köpeğim var
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
kavgacı
Sahnedekavga eden veya tartışan kişi
He is a real scrapper
O gerçek bir kavgacıdır
his
Sahnedevücut tarafından hissedilen fiziksel duygu
I felt a burning sensation
Yanma hissettim
fenomen
hızla popülerleşen kişi veya şey
The new singer became a sensation
Yeni şarkıcı bir fenomen haline geldi
felsefi
Sahnedehayat üzerine derin düşüncelerle ilgili
He has a philosophical approach to life
Hayata felsefi bir yaklaşımı var
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
kurşun bazlı
Sahnedeağır metal olan kurşun içeren
Old paints were often lead based
Eski boyalar genellikle kurşun bazlıydı
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
halletmek
Sahnedebir soruna çözüm bulmak
They are trying to work things out
Bir çözüm bulmaya çalışıyorlar
tokatlamak
Sahnedebirine el ayasıyla vurmak
She is slapping his cheek
Onun yanağına tokat atıyor
yakışıklı
Sahnedeiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
rastgele
Sahnedebelirgin bir plan veya düzen olmaksızın gerçekleşen
It was a random encounter
Rastgele bir karşılaşmaydı
yabancı
tanımadığınız kişi
A random messaged me
Bir yabancı bana mesaj attı
çabuk ol
Sahnedebirinden bir işi hemen yapmasını istemek için kullanılan ifade
Chop chop we need to leave now
Çabuk ol şimdi çıkmamız gerekiyor
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
takım arkadaşı
Sahnedebir takımda birlikte çalıştığınız veya oynadığınız kişi
He is my favorite teammate
O benim en sevdiğim takım arkadaşım
dua etmek
SahnedeTanrı'ya yakarmak veya Onunla konuşmak
I pray every morning
Her sabah dua ederim
ihlal
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi
This is a breach of contract
Bu bir sözleşme ihlalidir
gedik
bir duvar veya engel üzerindeki boşluk veya delik
The enemy made a breach in the wall
Düşman duvarda bir gedik açtı
zorla girmek
bir binaya veya kapalı alana güç kullanarak girmek
The police breached the house
Polis eve zorla girdi
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
kira
Sahnedebir mülkün kullanımı için ödenen para
The rent is too high
Kira çok yüksek
kiralamak
bir şeyi geçici olarak kullanmak için ücret ödemek
I want to rent a car
Bir araba kiralamak istiyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
kafeinsiz kahve
Sahnedekafeini alınmış kahve
I'll have a decaf coffee, please
Lütfen bir kafeinsiz kahve alayım
destekçi
Sahnedebir şeyi teşvik eden veya organize eden kişi
He is a promoter of local arts
O, yerel sanatların bir destekçisidir
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
hindi
SahnedeŞükran Günü veya Noel'de sıkça yenen büyük bir kuş
We ate turkey for dinner
Akşam yemeği için hindi yedik
Türkiye
Avrupa ve Asya kıtalarında toprağı bulunan bir ülke
I want to visit Turkey next summer
Gelecek yaz Türkiye'yi ziyaret etmek istiyorum
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
beyaz
Sahnedekar gibi en açık renk
The snow is white
Kar beyazdır
beyazlar
beyaz renkli giysiler
Put the whites in the washing machine
Beyazları çamaşır makinesine koy
borcu ödemek
Sahnedebir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I finally paid off my loan
Nihayet kredimi ödedim
karşılığını almak
çabaların başarılı olması veya değmesi
Hard work pays off
Sıkı çalışma karşılığını verir
kazanç
yapılan bir işin karşılığında alınan para veya ödül
This hard work had a big pay-off
Çok çalışmanın büyük bir kazancı oldu
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
sunak
Sahnededini törenlerde kullanılan masa
The couple stood before the altar
Çift sunağın önünde durdu
arasında
Sahnedebir grubun ortasında
He stood amongst the crowd
Kalabalığın arasında durdu
zehirlemek
Sahnedebirine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
yıkmak
Sahnedebirinin direncini veya özgüvenini kırmak
The constant criticism broke him down
Sürekli eleştiri onu yıktı
bozulmak
bir şeyin çalışmayı veya işlemeyi durdurması
Our car broke down on the way home
Arabamız eve giderken bozuldu
ayrıştırmak
bir şeyi daha küçük parçalara bölmek
The scientist will break down the data
Bilim insanı verileri ayrıştıracak
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
aksatmak
Sahnedebir şeyin normal şekilde gerçekleşmesini engellemek
Noise can interfere with your sleep
Gürültü uykunuzu aksatabilir
engel olmak
bir şeyin yapılmasını veya ilerlemesini zorlaştırmak
Loud music can interfere with my sleep
Yüksek sesli müzik uykuma engel olabilir.
zayıflık
Sahnedezayıf veya narin olma durumu
He was concerned about his father's frailty
Babasının zayıflığı konusunda endişeliydi
tokatlamak
Sahnedeelin ayasıyla birine vurmak
She slapped him on the cheek
Yanağına bir tokat attı
harika
çok iyi veya etkileyici olmak
This song really slaps
Bu şarkı gerçekten harika
çarpmak
bir şeyi hızla veya dikkatsizce koymak
He slapped the book on the table
Kitabı masaya çarptı
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
kısıtlamak
Sahnedebir şeyi sınırlamak veya azaltmak
The high costs will crimp our plans
Yüksek maliyetler planlarımızı kısıtlayacak
kıvırmak
bir şeyi küçük dalgalı kıvrımlar oluşturacak şekilde bastırmak
She crimped the edges of the pie
Turtanın kenarlarını kıvırdı
yenilme
Sahnedebir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
Sahnedebüyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam