

How I Met Your Mother — 5. Sezon Bölüm 14
Kelimeler ve anlamları
534 kelime
Seviye
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
rahatlamak
Sahnedesakinleşmek ve daha az gergin hissetmek
I need to relax after a long day
Uzun bir günden sonra rahatlamam gerekiyor
esnetmek
bir kuralı veya gerekliliği daha az katı hale getirmek
The school decided to relax the rules
Okul kuralları esnetmeye karar verdi
rahatlamak
birini sakin ve daha az gergin hissettirmek
Music helps me relax
Müzik rahatlamama yardımcı olur
incelemek
Sahnedebir şeyin doğru veya uygun olup olmadığını anlamak için bakmak
Please check it out
Lütfen ona bir bak
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
kalça
Sahnedeüzerine oturulan vücut bölümü
He fell on his butt
Kalçasının üzerine düştü
dipçik
bir aletin veya silahın tutulan kalın ucu
He held the rifle by the butt
Tüfeği dipçiğinden tuttu
alay konusu
dalga geçilen kişi veya şey
He is the butt of the joke
Şakanın alay konusu o
toslamak
baş ile sertçe vurmak
The goat butted the fence
Keçi çite tosladı
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
anma
Sahnedebir olay veya kişiyi hatırlama eylemi
The ceremony was a commemoration of the victory
Tören zaferin anılmasıydı
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
performans artırıcı
Sahnedeperformansı artıran veya daha iyi çalışmasını sağlayan
He uses performance enhancing supplements
Performans artırıcı takviyeler kullanıyor
performans artırıcı
bir spor veya aktivitede daha iyi sonuç almayı sağlayan
He was banned for taking performance enhancing drugs
Performans artırıcı ilaçlar aldığı için men edildi
seri
Sahnedebir şeyi durmadan yapmaya devam edilen süre
He has a winning streak
Onun bir galibiyet serisi var
hızla geçmek
bir hat boyunca hızla hareket etmek
The car streaked past us
Araba yanımızdan hızla geçti
çizgi
farklı renkte veya maddede uzun ince iz
There is a streak of dirt on the window
Pencerede bir kir çizgisi var
huy
kişinin karakterinin bir parçası
He has a mean streak
Onun kötü bir huyu var
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
olgun
Sahnedetamamen gelişmiş veya büyümüş
He is very mature for his age
Yaşına göre çok olgun
olgunlaşmak
yetişkin bir duruma gelmek veya tam olarak gelişmek
He needs time to mature
Olgunlaşmak için zamana ihtiyacı var
olgun
tam olarak büyümüş veya gelişmiş
He is a mature person
O olgun bir insan
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
eş
Sahnedeevli kadın
His wife is a doctor
Onun eşi bir doktordur
asistan
Sahnedebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
kravat
Sahnedeboyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
aynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağlamak
bir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
bağ
iki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
resmi
Sahnedeyetkili bir makamca tanınan
This is an official document
Bu resmi bir belgedir
resmi
resmi olarak onaylanmış
The news is now official
Haberler artık resmi
resmi
resmi bir şekilde tanınan
He has an official role
Onun resmi bir görevi var
yetkili
devlette veya bir kuruluşta görev ve yetkisi olan kişi
The official signed the document
Yetkili belgeyi imzaladı
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
kar
Sahnedegökyüzünden düşen donmuş suyun yumuşak beyaz parçaları
The snow is soft
Kar yumuşaktır
kar yağmak
gökyüzünden donmuş beyaz parçacıklar şeklinde düşmek
It started to snow
Kar yağmaya başladı
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
süre
Sahnedebir şeyin kapladığı mesafe veya zaman miktarı
He has a short attention span
Onun dikkat süresi kısa
kapsamak
bir alan veya zaman dilimi boyunca uzanmak
Her career spanned twenty years
Kariyeri yirmi yılı kapsıyordu
oynamak
Sahnedeeğlenmek için bir şeyler yapmak
The children play in the garden
Çocuklar bahçede oynuyor
rol yapmak
bir filmde veya oyunda rol üstlenmek
He plays a doctor in the movie
Filmde bir doktoru canlandırıyor
ses çıkarmak
bir ses oluşturmak
The toy plays music
Oyuncak müzik çalar
dışarıdan
Sahnedebir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıda
bina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
eşdeğer
Sahnededeğer veya anlam bakımından aynı olan
Eight kilometers is roughly equivalent to five miles
Sekiz kilometre yaklaşık olarak beş mile eşdeğerdir
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
tıklatmak
Sahnedebir şeye hafifçe ve art arda vurmak
Tap the glass gently
Cama hafifçe vurun
tap dansı
özel ayakkabılarla yapılan bir dans türü
She likes tap dance
Tap dansını seviyor
musluk
suyun akışını kontrol eden düzenek
Turn off the tap please
Lütfen musluğu kapat
telefonu dinlemek
birinin özel telefon görüşmelerini gizlice dinlemek
The detective tapped the criminal's phone
Dedektif suçlunun telefonunu dinledi
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
devam etmek
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
Keep trying until you succeed
Başarana kadar denemeye devam et
tutmak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
You can keep the book
Kitabı tutabilirsin
korumak
bir şeyi güvenli bir şekilde muhafaza etmek
The soldier will keep the gate safe
Asker kapıyı koruyacak
önlemek
bir şeyin gelmesini veya olmasını engellemek
This fence keeps the dog out
Bu çit köpeğin içeri girmesini önler
keskin
Sahnedeçok güçlü veya yoğun
He has a keen sense of smell
Onun keskin bir koku alma duyusu var
istekli
bir şeyi yapmaya karşı çok hevesli olmak
He is keen to learn more
Daha fazlasını öğrenmek için çok istekli
ağıt yakmak
ölen birinin arkasından yüksek sesle ağlamak
She began to keen for her lost friend
Kaybettiği arkadaşı için ağıt yakmaya başladı
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
Hadi ya
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirtmek için kullanılır
Geez, it is so hot today
Hadi ya, bugün hava çok sıcak
Amerikalı
SahnedeAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
karar vermek
Sahnedebir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
tespit etmek
bir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
kararlı
kolayca pes etmeyen
She is determined to reach her goal
Hedefine ulaşmaya kararlı
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
ritim
Sahnededüzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
yenmek
birini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
klasik
Sahnedestandart bir örnek teşkil eden
This is a classic example
Bu klasik bir örnektir
klasik
yüksek kaliteli ve herkesçe beğenilen eser
This book is a classic
Bu kitap bir klasiktir
tavan
Sahnedebir odanın üst iç yüzeyi
The ceiling is painted white
Tavan beyaza boyanmış
üst sınır
ulaşılabilecek en yüksek seviye
They set a ceiling on the price
Fiyata bir üst sınır koydular
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
kardeş
Sahnedeyakın erkek arkadaş veya kardeş
He is my bro
O benim kardeşim
birader
bir erkeğe hitap ederken kullanılan samimi sözcük
What's up bro
Naber birader
kardeş
erkek kardeş için kullanılan gayriresmi hitap
He is my bro
O benim kardeşim
vay canına
Sahnedeşaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
Holy cow! Look at that cake!
Vay canına! Şu pastaya bak!
ilişki
Sahnedeiki kişi veya şey arasındaki bağlantı biçimi
There is a relationship between diet and health
Diyet ve sağlık arasında bir ilişki vardır
ilişki
iki kişi arasındaki yakın bağ
They have a good relationship
Onların iyi bir ilişkisi var
ilişki
iki kişi arasındaki duygusal veya romantik bağ
They have a strong relationship
Güçlü bir ilişkileri var
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
ayak bileği
Sahnedeayağı bacağa bağlayan eklem
I hurt my ankle
Ayak bileğimi incittim
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
yer
Sahnedebelirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
son
bir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
sürmek
Sahnedebir maddeyi bir yüzeye yaymak
She smeared butter on the toast
Tostun üzerine tereyağı sürdü
karalama
birinin itibarını zedelemek için yapılan asılsız iddia
They spread a smear about her
Onun hakkında bir karalama yaydılar
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
dokunmak
Sahnedeelini bir şeye koymak
Do not touch the glass
Cama dokunma
duygulandırmak
birinin duygularını etkilemek
Your kind words touched me
Nazik sözlerin beni duygulandırdı
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal beceri
He has a professional touch
Profesyonel bir dokunuşu var
küçük bir miktar
bir şeyden çok küçük bir miktar
Add a touch of salt
Biraz
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
kuşak
Sahnedebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
üretim
bir şeyi ortaya çıkarma veya yapma eylemi
This machine is used for the generation of electricity
Bu makine elektrik üretimi için kullanılır
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
bugün
Sahnedeiçinde bulunulan gün
I am busy today
Bugün meşgulüm
tek gecelik ilişki yaşamak
Sahnedebiriyle geçici cinsel birliktelik yaşamak
They decided to hook up at the party
Partide tek gecelik ilişki yaşamaya karar verdiler
ayarlamak
birisi için görüşme veya bağlantı ayarlamak
I can hook you up with a job
Sana bir iş ayarlayabilirim
takılmak
gündelik romantik veya cinsel amaçla buluşmak
They hooked up a few times
Birkaç kez takıldılar
buluşmak
bir proje üzerinde çalışmak için biriyle bir araya gelmek
Let us hook up tomorrow to finish the report
Raporu bitirmek için yarın buluşalım
soyulmak
Sahnedebirinden bir şeyler çalınması veya dolandırılması
He was rack jacked
Soyuldu
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi