

How I Met Your Mother — 7. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
510 kelime
Seviye
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
aşmak
Sahnedebir sorunu çözüp veya kabullenip hayatına devam etmek
It is time to move past this argument
Bu tartışmayı aşmanın zamanı geldi
geride bırakmak
bir şeyi geride bırakıp ilerlemek
You need to move past your mistakes
Hatalarını geride bırakman gerekiyor
tarih
Sahnedeayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
çıkmak
Sahnedebirisiyle romantik bir amaçla görüşmek
They have been dating for two months
İki aydır çıkıyorlar
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
bugüne kadar
şimdiki zamana kadar
We have learned a lot to date
Bugüne kadar çok şey öğrendik
ilgili
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya bilmek isteyen
I am interested in space
Uzaya ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
kule
Sahnedeyüksek ve dar bir yapı
The tower is very tall
Kule çok yüksek
dev gibi yükselmek
etrafındaki herkesten veya her şeyden çok daha uzun olmak
He towers over everyone in the room
O odadaki herkesin üzerinde yükseliyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
reddetmek
Sahnedebir teklifi veya kişiyi kabul etmemek
He rejected the offer
Teklifi reddetti
reddedilen ürün
kabul edilmeyip geri çevrilen şey
The factory sells the rejects cheaply
Fabrika reddedilen ürünleri ucuza satıyor
konserve
Sahnedesızdırmaz metal bir kapta saklanmış
I bought some canned corn
Biraz konserve mısır aldım
kovulmuş
işten çıkarılmış
He got canned yesterday
Dün işten kovuldu
konserve
önceden hazırlanıp saklanmış
We ate canned food
Konserve gıda yedik
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
kahve makinesi
Sahnedekahve yapan makine
I bought a new coffee maker
Yeni bir kahve makinesi aldım
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
tükenmek
Sahnedebir şeyin artık kalmamış olması
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
dışarı fırlamak
bir yerden hızla koşarak çıkmak
He ran out of the building
Binadan dışarı fırladı
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
iyi niyetli
Sahnedeiyi amaçları olan
He is a well meaning person
O, iyi niyetli bir insandır
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
açık renkli
Sahnedekoyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
kariyer
Sahnedezaman içinde sürdürülen iş veya meslek
She wants a career in medicine
Tıp alanında bir kariyer istiyor
çalışma dönemi
bir kişinin belirli bir alanda geçirdiği zaman
The athlete ended her career after ten years
Sporcu çalışma dönemini on yılın sonunda bitirdi
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
zor
yapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını beklemek
We await your reply
Yanıtınızı bekliyoruz
göl
Sahnedekara ile çevrili geniş su kütlesi
The lake is very blue
Göl çok mavi
kızlar
Sahnedekız çocukları veya genç kadınlar
Those girls are students
O kızlar öğrencidir
kızlara özgü
kızlara has özellikler taşıyan
These toys are designed for girls
Bu oyuncaklar kızlara özgü
kız
çocuk yaştaki dişi birey
The girl is reading a book
Kız kitap okuyor
kız çocukları
henüz yetişkin olmayan dişi insanlar
There are many girls playing in the park
Parkta oynayan birçok kız çocuğu var
kızlar
genç kadınlar
The girls are going to school
Kızlar okula gidiyor
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
kısmak
Sahnedebir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
yatak açmak
yatağı uyumaya hazır hale getirmek için çarşafları düzeltmek
Please turn down the bed for the guest
Lütfen misafir için yatağı aç
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
katılmamayı tercih etmek
bir etkinliğe katılmamayı seçmek
She decided to sit out the game
Maça katılmamaya karar verdi
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
geri dönmek
Sahnedebir yere geri gitmek
I will return to my home
Evime geri döneceğim
geri dönmek
bir konuya veya yere tekrar gitmek
I will return to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
sürpriz
Sahnedebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sopa
Sahnedebir şeyin uzun ve ince parçası
He has a walking stick
Onun bir yürüyüş sopası var
saplamak
bir şeyi başka bir şeyin içine itmek
Stick the pin in the map
İğneyi haritaya sapla
sadık kalmak
bir yerde veya durumda kalmaya devam etmek
I will stick to the plan
Plana sadık kalacağım
yapışmak
bir şeye bağlı kalmak
The label sticks to the jar
Etiket kavanoza yapışır
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
yaşlı kadın
Sahnedeyaşça büyük kadın
She is a kind old lady
O nazik yaşlı bir kadındır
anne
birinin annesi için kullanılan gayriresmi ifade
I am going to visit my old lady
Annemi ziyarete gidiyorum
eş
erkeğin uzun süreli hayat arkadaşı olan kadın
I am going home to see my old lady
Eve eşimin yanına gidiyorum
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
yakmak
Sahnedebir şeyi ısı veya elektrikle bozmak
The power surge fried my phone
Voltaj yükselmesi telefonumu yaktı
patates kızartması
yağda pişirilmiş ince patates dilimi
He ate one fry
Bir tane patates kızartması yedi
yemekli etkinlik
kızarmış yiyeceklerin ikram edildiği sosyal etkinlik
They are hosting a fish fry this weekend
Bu hafta sonu bir balık ziyafeti veriyorlar
kızartmak
bir yiyeceği sıcak yağda pişirmek
I fry eggs for breakfast
Kahvaltı için yumurta kızartırım
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
akşamdan kalma
Sahnedeçok fazla alkol aldıktan sonra kendini kötü hissetmek
He is hungover
O akşamdan kalma
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
kadar
Sahnedebir şeyin ulaştığı son nokta
The water was down to my knees
Su dizlerime kadar geliyordu
-e kadar
listedeki belirli bir şeye kadar olan her şeyi kapsayan
We planned everything down to the last detail
Her şeyi en son detaya kadar planladık
düşürmek
bir şeyi belirli bir miktar veya seviyeye gelene kadar azaltmak
They cut the price down to five dollars
Fiyatı beş dolara düşürdüler
istekli olmak
bir şeyi yapmaya hazır ve hevesli olmak
Are you down to go to the cinema
Sinemaya gitmeye istekli misin
kaynaklanmak
bir şeyin sebebi veya birinin sorumluluğunda olmak
The delay was down to the bad weather
Gecikme kötü havadan kaynaklandı
kalan
sadece belirli ve genellikle az bir miktar kalmış olmak
We are down to our last bottle of water
Son bir şişe suyumuz kaldı
makarna
Sahnedeküçük tüp şeklindeki bir makarna türü
I like macaroni and cheese
Makarna ve peyniri severim
yumuşak
Sahnededokunulduğunda sert olmayan
The pillow is very soft
Yastık çok yumuşak
zayıf
güçlü veya başarılı olmayan
The approach was too soft
Yaklaşım çok zayıftı
hoşgörülü
sert veya katı olmayan
The teacher was soft on his students
Öğretmen öğrencilerine karşı hoşgörülüydü
yumuşak
sert veya gürültülü olmayan
She speaks in a soft voice
O yumuşak bir sesle konuşuyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
dolar
Sahnededolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
sorumluluk
bir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
zeka
düşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
gezegen
Sahnedeuzaydaki büyük yuvarlak nesne
Earth is our planet
Dünya bizim gezegenimizdir
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
sallanmak
Sahnedebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
etkilemek
bir durumun sonucunu değiştirmek
He tried to swing the vote
Oyların yönünü değiştirmeye çalıştı
tam
Sahnedetam vaktinde olan
We start at nine sharp
Dokuzda tam başlıyoruz
keskin
kesici bir kenarı olan
The knife is very sharp
Bıçak çok keskin
zeki
çabuk anlayan ve akıllı
She is a sharp student
O zeki bir öğrenci
donuk
zeki veya akıllı olmayan
He is not very sharp
O pek zeki değil
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
geçiş belgesi
Sahnedebir yere girmenizi sağlayan resmi belge
I have a security pass
Güvenlik kartım var
geçmek
birinin veya bir şeyin yanından gitmek
He passed the car
Arabayı geçti
geçmek
bir sınavda veya testte başarılı olmak
I passed the exam
Sınavı geçtim
demode
artık modası geçmiş olan
This hat is passé
Bu şapka demode
deneme
bir şeyi yapmaya yönelik tek bir girişim
He made one pass at the task
Görevi bir kez denedi
büyük olay
Sahnedeçok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
Sahnedepek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
dünya
Sahnedeüzerinde yaşadığımız gezegen
The world is round
Dünya yuvarlaktır
dünya
Sahnedebelirli bir alan veya varoluş
He lives in his own world
Kendi dünyasında yaşıyor
dünya
canlı olma ve deneyimlere sahip olma durumu
She brought a new baby into the world
O dünyaya yeni bir bebek getirdi
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
sokak
Sahnedeşehir içindeki yol
We live on this street
Bu sokakta yaşıyoruz
sokak görmüş
hayat tecrübesi olan
He is street smart
O sokak görmüş biri
sokak
sokakla ilgili
This is street fashion
Bu sokak modası
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
saniye
dakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
psikiyatrist
Sahnederuh sağlığı uzmanı
He is seeing a shrink
Bir psikiyatriste gidiyor
çekmek
boyutunun veya miktarının azalması
The shirt shrank in the wash
Gömlek yıkandığında çekti
küçültmek
bir şeyin boyutunu azaltmak
This hot water will shrink your sweater
Bu sıcak su kazağını küçültecek
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
filtresiz
Sahnedeistenmeyen parçaları çıkarmak için temizlenmemiş veya işlenmemiş
I prefer drinking unfiltered apple juice
Filtresiz elma suyu içmeyi tercih ederim