

How I Met Your Mother — 7. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
535 kelime
Seviye
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
yargılamak
Sahnedebiri hakkında görüş oluşturmak
Do not judge people by their looks
İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamayın
hakim
mahkemeyi yöneten kişi
The judge listened to the witness
Hakim tanığı dinledi
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
ilkbahar
Sahnedekıştan sonra gelen mevsim
Flowers bloom in spring
Çiçekler ilkbaharda açar
yay
esneyebilen bükülmüş metal tel
This pen has a spring
Bu kalemin bir yayı var
fırlamak
aniden ve hızlıca hareket etmek
He sprang out of bed
Yataktan fırladı
kaynak
yeraltından doğal olarak suyun çıktığı yer
We drank water from the cold spring
Soğuk kaynaktan su içtik
alıkoymak
Sahnedebirini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
zapt etmek
birinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
saklamak
bir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
Central Park
Sahnedeçimenlerin ve ağaçların bulunduğu halka açık alan
Central Park is in New York
Central Park New York'tadır
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
Sahnedebüyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yol
hareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
yumruk
Sahnedeparmakların sıkıca kapatıldığı el
He clenched his fist
Yumruğunu sıktı
yumruklamak
yumruğu sıkıp bir şeye vurmak
He fisted the table
Masayı yumrukladı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
bırakmak
bir şeye sahip olmayı ya da bir şeyi yapmayı bırakmak
She gave up smoking
Sigarayı bıraktı
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
hanımefendi
Sahnedeyetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
kayıt
Sahnedeolayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
rekor
şimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
ses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
müzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
yalan söylemek
Sahnedegerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
uzanmak
bir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
belirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
tekrarlamak
Sahnedebir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
eşyalar
Sahnedegenel olarak nesneler veya şeyler
I have a lot of stuff
Çok fazla eşyam var
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
dışarı koymak
Sahnedebir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
yayınlamak
bilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
rahatlamış
Sahnedeendişesi veya sıkıntısı azalmış
I felt relieved when I heard the news
Haberi duyduğumda rahatlamış hissettim
rahatlatmak
kötü bir duyguyu veya acıyı azaltmak
The medicine relieved his pain
İlaç ağrısını hafifletti
başlamak
Sahnedebir şeye enerjiyle başlamak
Let's get it on
Hadi başlayalım
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They decided to get it on
Sevişmeye karar verdiler
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
halk
Sahnedesıradan insanlardan oluşan grup
The public loves the new law
Halk yeni yasayı sevdi
halka açık
herkesin kullanımına açık olan
This park is public
Bu park halka açık
topluluk önünde
birçok insanın görüp duyabileceği bir ortam
She spoke in public about the problem
O sorun hakkında topluluk önünde konuştu
ani artış
Sahnedeetkinlikte veya büyümede meydana gelen ani artış
The child had a growth spurt
Çocuk hızlı bir büyüme atağı geçirdi
fışkırmak
bir sıvının aniden ve hızla dışarı akması
Water started to spurt from the broken pipe
Kırık borudan su fışkırmaya başladı
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
çalışma masası
Sahnedeyazı yazmak veya çalışmak için kullanılan düz yüzeyli mobilya
The book is on the desk
Kitap masanın üzerinde
masa
üstünde yazı yazılan veya çalışılan mobilya
Please put the book on the desk
Lütfen kitabı masanın üstüne koy
masada çalışmak
bir masanın başında oturup iş yapmak
I will desk for the whole day
Bütün gün masada çalışacağım
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
buyurgan
Sahnedebaşkalarına ne yapacağını söylemeyi seven
She is very bossy
O çok buyurgandır
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
konmak
Sahnedebir yüzeye konmak veya bir yere varmak
The bird landed on the branch
Kuş dala kondu
karar vermek
bir konuda karara varmak
They landed on a final decision
Nihai bir karara vardılar
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
bağırsak
Sahnedeyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
iyi
yüksek kaliteli veya çok hoş
That is a gut idea
Bu iyi bir fikir
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
otel
Sahnedeseyahat ederken konaklamak için para ödenen yer
I booked a hotel room
Bir otel odası ayırttım
alt kiracı
Sahnedeasıl kiracıdan kiralayan kişi
He is a subletter in this apartment
O, bu dairede bir alt kiracı
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
kapma hakkı
Sahnedebir şeye başkalarından önce sahip olma hakkı
I have dibs on the front seat
Ön koltuk benim
eş sunucu
Sahnedebir etkinliği başka biriyle birlikte sunan kişi
He is the co-host of the show
O şovun eş sunucusu
ortak ev sahibi
bir şeyi başka biriyle birlikte ağırlayan kişi
He is the co host of the party
Partinin ortak ev sahibi o
ortak sunucu
bir televizyon veya radyo programını başka bir kişiyle sunan kimse
He is a popular co host of the morning show
O sabah programının popüler bir ortak sunucusu
birlikte sunmak
bir etkinliği başka biriyle beraber gerçekleştirmek
We will co-host the event together
Etkinliği birlikte sunacağız
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
dört yıldızlı
Sahnededört yıldız derecesine sahip olan
We stayed at a four star hotel
Dört yıldızlı bir otelde kaldık
korunmasız
Sahnedekondom kullanmadan seks yapmak
They had bareback sex
Korunmasız seks yaptılar
eyersiz
eyer kullanmadan at binme durumu
He rode the horse bareback
Atı eyersiz sürdü
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
hareketli
Sahnedeyer değiştiren
The car is moving
Araba hareket ediyor
duygulandırıcı
güçlü duygular uyandıran
It was a moving story
Duygulandırıcı bir hikayeydi
taşınmak
yaşadığı yeri değiştirmek
We are moving to a new city next week
Gelecek hafta yeni bir şehre taşınıyoruz
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
servet
Sahnedeçok büyük miktarda para
He made a fortune in oil
Petrolle büyük bir servet yaptı
fal
gelecekte neler olacağı
She read my fortune
Falıma baktı
şans
hayattaki talih veya şans
He had the good fortune to win
Kazanma şansına sahipti
hayal kurmak
Sahnedehoş veya imkansız şeyler düşünmek
She likes to fantasize about winning the lottery
Piyangoyu kazanmayı hayal etmeyi sever
duyurmak
Sahnedebir şeyi kamuoyuna bildirmek
They announced the winner
Kazananı duyurdular
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The poison is deadly
Zehir ölümcüldür
son derece
çok veya tamamen
He is deadly serious
O son derece ciddi
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
varsayımsal olarak
Sahnedegerçek değil, hayal edilen bir şekilde
Hypothetically, what would you do?
Varsayımsal olarak, ne yapardın?
büyüme
Sahnededaha büyük veya daha gelişmiş hale gelme süreci
The plant showed rapid growth
Bitki hızlı bir büyüme gösterdi
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
gizlilik
Sahnedebir şeylerin gizli tutulması durumu
They maintained total secrecy
Tam bir gizlilik sağladılar
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
ütülemek
Sahnedekumaşı ısı yardımıyla düzeltmek
I need to iron my shirt
Gömleğimi ütülemem gerekiyor
demir
güçlü ve sert bir metal
This gate is made of iron
Bu kapı demirden yapılmıştır
demir
vücut için gerekli olan bir mineral
I need to eat more iron
Daha fazla demir tüketmem gerekiyor
havya
metal parçalarını lehimlemek için kullanılan bir araç
He used the iron to fix the circuit
Devreyi tamir etmek için havya kullandı
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
bir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar