

How I Met Your Mother — 7. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
466 kelime
Seviye
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
yazdırmak
Sahnedebir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
iz
basınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
hayal
Sahnedearzu edilen bir şeye dair kurulan hoş düşünce veya rüya
He has a fantasy of traveling the world
Dünyayı gezme hayali var
fantastik
sihir ve hayali dünyalarla ilgili hikayeler türü
I love reading fantasy novels
Fantastik romanlar okumayı severim
hayal
gerçek olmayan hoş bir durum
Living on the moon is a fantasy
Ayda yaşamak bir hayal
fantezi
gerçek olmayan hikaye veya fikir
I love reading fantasy books
Fantezi kitapları okumayı seviyorum
öğleden sonra civarı
Sahnedeöğleden sonra vaktine yakın olan zaman
I will arrive afternoon-ish
Öğleden sonra civarı varacağım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
resim
görsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
müsamaha göstermek
Sahnedebirine karşı çok eleştirel veya sert olmamak
He is new here, cut him some slack
Burada yeni, ona biraz müsamaha göster
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sırt
Sahnedeinsan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
kafasını karıştırmak
birinin kafasını belirsizliğe veya karmaşaya sürüklemek
Do not mess with his head
Onun kafasını karıştırma
karıştırmak
bir şeye müdahale ederek sorunlara yol açmak
Do not mess with his computer
Onun bilgisayarını karıştırma
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
üzgün
Sahnedemutsuz veya hayal kırıklığına uğramış hissetmek
I was bummed about the news
Haberlere çok üzüldüm
acemi
Sahnedebelirli bir faaliyeti daha önce hiç yapmamış kişi
I am a virgin at this game
Bu oyunda acemiyim
saf
henüz kullanılmamış veya işlenmemiş
This is virgin olive oil
Bu saf zeytinyağıdır
bakir
cinsel ilişkiye girmemiş kişi
He was a virgin until his marriage
Evliliğine kadar bakirdi
alkolsüz
içinde hiç alkol bulunmayan
I ordered a virgin mojito
Alkolsüz bir mojito sipariş ettim
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
parçalamak
Sahnedebir şeyi şiddetle parçalara ayırmak
He smashed the glass
Camı parçaladı
çarpmak
bir şeye büyük bir kuvvetle vurmak
The car smashed into the wall
Araba duvara çarptı
büyük başarı
çok başarılı bir gösteri veya etkinlik
The concert was a smash
Konser büyük bir başarıydı
hit eser
şarkı ve danslar içeren bir oyun veya film
The musical is a smash
Müzikal büyük bir hit
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
tarihi
Sahnedegeçmişteki önemli olaylarla ilgili olan
This is a historic day for us
Bu bizim için tarihi bir gün
sauna
Sahnedeterlemek için girilen sıcak buhar banyosu
He went to the shvitz to relax
Rahatlamak için saunaya gitti
terlemek
özellikle sıcak veya yoğun çalışma nedeniyle çok terlemek
He started to shvitz during his workout
Antrenmanı sırasında terlemeye başladı
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
düzelmek
Sahnededüz hale gelmek veya eşitlenmek
The surface will even out over time
Yüzey zamanla düzelecektir
dengelemek
bir şeyi eşit veya adil hale getirmek
We need to even out the workload
İş yükünü dengelememiz gerekiyor
inek
Sahnedebir konuyla aşırı ilgilenen kimse
He is a computer nerd
O bir bilgisayar ineği
ineklik yapmak
sosyal açıdan garip görülecek kadar çok ders çalışmak
He is nerding out on his science project
Bilim projesi üzerinde ineklik yapıyor
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
posta
Sahnedesistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
boş vermek
Sahnedebir şeyi önemsiz görüp reddetmek
Screw the rules
Kuralları boş ver
kazıklamak
birini adaletsizce kandırmak
He screwed me
Beni kazıkladı
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They screwed
Seviştiler
batırmak
bir şeyi yanlış veya kötü yapmak
I screwed up the job
İşi batırdım
leopar
Sahnedesarı kürkü ve siyah benekleri olan büyük vahşi bir kedi
The leopard is very fast
Leopar çok hızlıdır
ödül
Sahnedekazanıldığında alınan şey
He won a prize
Bir ödül kazandı
değer vermek
bir şeyi çok önemli bulmak
I prize our friendship
Arkadaşlığımıza değer veriyorum
kıymetli şey
çok değerli veya iyi olan kişi ya da nesne
That vintage car is a real prize
O antika araba çok kıymetli bir parça
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
hanımlar
Sahnedekadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
hanımefendi
yetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
okul
Sahnedeçocukların eğitim aldığı yer
I go to school
Okula gidiyorum
sürü
bir arada bulunan canlılar topluluğu
I saw a school of fish
Bir balık sürüsü gördüm
eğitmek
birine ders vermek veya yetiştirmek
He schooled them in physics
Onlara fizik dersi verdi
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
adım
Sahnedeyürürken atılan tek bir adım
He took a few paces forward
Birkaç adım öne gitti
tempo
bir şeyin hareket veya gerçekleşme hızı
The pace of the game was fast
Oyunun temposu hızlıydı
adımlamak
adımlarını sayarak bir mesafeyi ölçmek
He paced the room to measure it
Odayı ölçmek için adımladı
volta atmak
düzenli adımlarla gidip gelmek
He paced up and down the hall
Koridorda volta attı
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
Sahnedebir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
sınıf
Sahnedeokulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
baskınlık
Sahnedegüce veya kontrole sahip olma durumu
The company has a clear dominance in the market
Şirketin piyasada belirgin bir baskınlığı var
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
reklam
Sahnedebir ürün veya hizmeti tanıtmak için yayınlanan ücretli ilan
I saw a commercial on TV
Televizyonda bir reklam gördüm
ticari
alım ve satımla ilgili olan
This is a commercial building
Bu ticari bir bina
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
lanet olsun
öfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
uyarma
Sahnedebirini ilgili veya aktif hissettirme eylemi
He needs more mental stimulation
Daha fazla zihinsel uyarılmaya ihtiyacı var
lamba
Sahnedeışık üreten cihaz
The lamp is on the table
Lamba masanın üzerinde
yaz
Sahnedeyılın en sıcak mevsimi
I love summer
Yazı severim
yaz geçirmek
yaz mevsimini bir yerde geçirmek
They summer in Italy
Yaz mevsimini İtalya'da geçirirler
Summer
bir kadın ismi
Summer is my best friend
Summer benim en iyi arkadaşım
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
numara
Sahnedeniceliği gösteren sembol veya sözcük
What is your house number
Ev numaran kaç
sayı
bir şeylerin adedi
There is a large number of cars
Çok sayıda araba var
numaralandırmak
bir şeye sıra numarası vermek
We should number the boxes
Kutuları numaralandırmalıyız
telefon numarası
telefon hattını belirten rakam dizisi
Please call my phone number
Lütfen telefon numaramı ara
üçleme
Sahnedebirbirliyle ilgili üç kitap veya filmden oluşan seri
This movie is part of a trilogy
Bu film bir üçlemenin parçasıdır
devasa
Sahnedeaşırı derecede büyük
Look at that giant tree
Şu devasa ağaca bak
dev
çok büyük hayali varlık
The giant is very strong
Dev çok güçlüdür
dev gibi
çok iri veya uzun boylu kişi
He is a giant of a man
O dev gibi bir adam
finansal olarak
Sahnedemaddi açıdan veya para ile ilgili olarak
He is financially stable
Maddi olarak istikrarlı
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
ayakkabı tamircisi
Sahnedeayakkabıları onaran kişi
The cobbler fixed my boots
Ayakkabı tamircisi botlarımı onardı
cobbler tatlısı
üzeri hamurla pişirilmiş meyveli tatlı
I love peach cobbler
Şeftalili cobbler tatlısını çok severim
meyveli kokteyl
şarap meyve ve şekerle hazırlanan karışık bir içecek
He sipped his refreshing cobbler
Meyveli kokteylinden bir yudum aldı
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
akmak
sıvı gibi hareket etmek
Water runs down the hill
Su tepeden aşağı akar
Çarkıfelek
Sahnedekelimelerin tahmin edildiği bir televizyon yarışması
I like watching Wheel of Fortune
Çarkıfeleği izlemeyi seviyorum
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
uzun süre
Sahnedeuzun bir süre devam eden
I have lived here for a long time
Uzun süredir burada yaşıyorum
uzun zaman
olayların gerçekleştiği ölçülen süre
I have waited for a long time
Uzun zaman bekledim
uzun süreli
uzun bir süre boyunca devam eden
This is a long time project
Bu uzun süreli bir proje
uzun süreli
bir durumda veya ilişkide uzun süredir bulunan
She is a long-time member of this club
O bu kulübün uzun süreli bir üyesi
uzun süre
uzun bir zaman dilimi
I have not seen you for a long time
Seni uzun süredir görmedim
görsel
Sahnedegörme ile ilgili
He is a visual learner
O, görsel bir öğrencidir
görsel
gözle görülebilen şey
The teacher used visual aids
Öğretmen görsel materyaller kullandı
iyi geçinmek
Sahnedebirisiyle dostça bir ilişkiye sahip olmak
I get along with my sister
Kız kardeşimle iyi geçinirim
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele