

How I Met Your Mother — 7. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
517 kelime
Seviye
yeniden senkronize etmek
Sahnedebir şeyi tekrar uyumlu hale getirmek için ayarlamak
I need to resync my device
Cihazımı yeniden senkronize etmem gerekiyor
mahcup
Sahnedeutanç veya rahatsızlık hisseden
He felt abashed by his mistake
Hatasından dolayı mahcup hissetti
efsane olmayan
Sahnedepek çok kişi tarafından bilinmeyen
It is a non legendary story
Bu efsane olmayan bir hikaye
değer
Sahnedeyeterli değere veya hakka sahip olmak
The book is worth reading
Kitap okunmaya değer
değer
Sahnedemaddi veya manevi kıymet
This ring has great worth
Bu yüzüğün büyük bir değeri var
değer
bir şeyi denemeye değer olmak
It is worth a try
Denemeye değer
karizmatik
Sahnedebaşkalarını etkileme ve kendine çekme gücü olan
He is a very charismatic leader
O çok karizmatik bir lider
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
limuzin
Sahnedeşoförlü, uzun ve pahalı bir araç
They arrived in a limo
Bir limuzinle geldiler
limuzin
lüks seyahat için kullanılan uzun araba
They arrived at the party in a limo
Partiye bir limuzinle geldiler
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
pijama
Sahnedeyatakta giyilen yumuşak giysiler
I wear my pajamas to bed
Yatarken pijamalarımı giyerim
alkışlamak
Sahnedeellerini çırparak onay göstermek
The audience began to applaud
İzleyiciler alkışlamaya başladı
alkışlamak
birine beğeni veya onay göstermek
The audience began to applaud
Seyirciler alkışlamaya başladı
beyaz slip külot
Sahnedebelden bacakların üst kısmına kadar vücudu örten kısa iç çamaşırı
He wears tighty whities
O, beyaz slip külot giyer
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
at
Sahnedebinmek için kullanılan büyük bir hayvan
I ride a horse
Ata biniyorum
beygir gücü
motor gücü birimi
The car engine has 300 horse
Araba motoru 300 beygir gücünde
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
yalnız
Sahnedeyanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
tek başına
rahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
eşlik etmek
biriyle birlikte gitmek
I came with my sister
Kız kardeşimle birlikte gittim
yaklaşmak
birine ya da bir şeye doğru hareket etmek veya giderek daha yakın olmak
The train is coming closer
Tren yaklaşıyor
geliş
bir yere doğru hareket etme eylemi
Her coming surprised us
Gelişi bizi şaşırttı
gelmek
bir yere doğru hareket etmek veya oraya ulaşmak
They came to our house
Evimize geldiler
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
helikopter
Sahnededöner kanatları olan uçan bir araç
The helicopter landed on the roof
Helikopter çatıda iniş yaptı
lazanya
Sahnedemakarna, sos ve peynir katmanlarından oluşan fırınlanmış bir İtalyan yemeği
I love eating lasagna
Lazanya yemeyi severim
yedek
Sahnedefazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
atlamak
Sahnedebir yüzeyden kendini iterek atlamak
He jumped off the wall
Duvardan atladı
ayrılmak
bir yerden aniden gitmek
I have to jump off now
Şimdi hemen ayrılmam lazım
bebek beklemek
Sahnedehamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
yolda
gelmekte olan
My friend is on the way
Arkadaşım yolda
yolda
bir yere gitme sürecinde olma
I am on the way to school
Okula doğru yoldayım
bu arada
Sahnedekonu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
lezzetli
Sahnedetadı çok güzel olan
This cake is delicious
Bu kek lezzetli
lezzetli
çok hoş veya tatmin edici olan
This cake is delicious
Bu kek çok lezzetli
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
Kocaayak
Sahnedeormanlarda yaşadığı söylenen, büyük ve tüylü, insana benzeyen yaratık
Some people believe in Bigfoot
Bazı insanlar Kocaayak'a inanır
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
katı
Sahnedeyumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
güçlü
olma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
bungy jumping
Sahnedeyüksek bir yerden vücuda bağlanmış esnek bir halatla atlama sporu
He wants to try bungee jumping
O, bungy jumping denemek istiyor
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
domates
Sahnedeyemeklerde kullanılan kırmızı veya sarı renkli meyve
I love fresh tomatoes
Taze domatesleri severim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
çıldırmak
Sahnedekontrolsüz veya vahşi bir şekilde davranmaya başlamak
He will go crazy
O çıldıracak
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
yeniden birleştirmek
Sahnedeinsanları veya şeyleri tekrar bir araya getirmek
The organization helped reunite the family
Kuruluş aileyi yeniden birleştirmeye yardımcı oldu
yeniden buluşmak
ayrı kaldıktan sonra tekrar bir araya gelmek
The friends reunited after ten years
Arkadaşlar on yıl sonra yeniden buluştu
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
program
Sahnedetelevizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
aklı başında
Sahnedezihinsel olarak sağlıklı veya makul
He seems sane
Aklı başında görünüyor
toplam
Sahnedebütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
tam
her şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
Amerikalı
SahnedeAmerika Birleşik Devletleri'nden olan veya orayla ilgili olan
He is American
O Amerikalı
ikinci
Sahnedebirinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
Sahnedeyemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
küstahlık
Sahnedesaygısızca veya küstahça konuşma
Don't give me any sass
Bana küstahlık yapma
saygısızca cevap vermek
birine kaba veya küstah bir şekilde karşılık vermek
Don't sass your teacher like that
Öğretmenine öyle saygısızca cevap verme
dondurucu
Sahnedeyiyecekleri korumak için donduran makine
Put the ice cream in the freezer
Dondurmayı dondurucuya koy
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
tablo
Sahnedeboya ile yapılmış resim
This painting is beautiful
Bu tablo çok güzel
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She loves painting
O resim yapmayı sever
boyama
bir yüzeyi boya kullanarak renkle kaplamak
I am painting the wall blue
Duvarı maviye boyuyorum
kusurlu
Sahnedebir hata veya kusuru olan
The plan was flawed
Plan kusurluydu
kusurlu
kusuru olan
The plan was flawed
Plan kusurluydu
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
grup
Sahnedebirlikte müzik yapan müzisyenler grubu
He is in a rock band
O bir rock grubunda
bant
malzemenin ince ve düz parçası
Use a rubber band
Paket lastiği kullan
birleşmek
ortak bir amaç için insanları bir araya getirmek
We must band together to solve this problem
Bu sorunu çözmek için birleşmeliyiz
bant
haberleşme amacıyla kullanılan radyo frekans aralığı
The radio operates on a specific frequency band
Radyo belirli bir frekans bandında çalışıyor
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kaburga
Sahnedegöğüs kafesindeki kıvrımlı kemiklerden her biri
He broke a rib while skiing
Kayarken kaburgasını kırdı
takılmak
birisiyle şaka yollu eğlenmek
They liked to rib him
Onunla takılmayı severlerdi
lastik
örgülerde kabartmalı doku oluşturan desen türü
This sweater has a rib pattern
Bu kazağın lastik örgüsü var
kaburga
hayvanın göğüs bölgesinden kesilen et parçası
They grilled the ribs for dinner
Akşam yemeği için kaburga ızgara yaptılar
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
devam etmek
bir şeyi kullanmaya veya almaya sürdürmek
You should stay on this medicine for a week
Bu ilaca bir hafta boyunca devam etmelisin
yalnız
Sahnedearkadaşı veya yanında kimsesi olmadığı için üzgün olma durumu
I feel lonely when I am at home alone
Evde tek başımayken kendimi yalnız hissediyorum
ıssız
diğer insanlardan veya yerlerden çok uzak
The cabin was in a lonely place
Kulübe ıssız bir yerdeydi
flört etmek
SahnedeRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
parfüm
Sahnedevücuda sürülen güzel kokulu sıvı
She is wearing a nice perfume
Güzel bir parfüm sıkmış
örtmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyle örtmek
Cover the pot with a lid
Tencereyi bir kapakla ört
haber yapmak
bir olay hakkında haber raporlamak
The journalist will cover the event
Gazeteci olayı haber yapacak
bahane
gerçek amacı gizlemek için kullanılan sahte neden
He used work as a cover
İşini bahane olarak kullandı.
buzdolabı
Sahnedeyiyecekleri saklamak için kullanılan soğutucu cihaz
Put the milk in the fridge
Sütü buzdolabına koy
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
bu sırada
Sahnedeiki olay arasında geçen sürede
I was cooking; meanwhile, he was reading
Ben yemek pişiriyordum; bu sırada o kitap okuyordu
bu arada
aynı süre içinde
I will cook meanwhile you set the table
Ben yemek yapacağım bu arada sen masayı kur