

How I Met Your Mother — 8. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
463 kelime
Seviye
ağır suçlama
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını belirten güçlü ifade
He launched a jaccuse against the government
Hükümete karşı ağır bir suçlamada bulundu
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
dövme
Sahnedecilde yapılan kalıcı desen
She has a tattoo on her arm
Kolunda bir dövme var
trampet vuruşu
trampet ile çalınan hızlı ve ritmik ses
The drum tattoo signaled the march
Trampet vuruşu yürüyüşü başlattı
tamamlamak
Sahnedebir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
başa çıkmak
Sahnedebir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
mesele
çok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
ağlamak
Sahnedegözden yaş akıtmak
The baby started to cry
Bebek ağlamaya başladı
yalvarmak
bir şeyi acil bir şekilde istemek
She cried for help
Yardım için yalvardı
bağırmak
yüksek ses çıkarmak
He cried out in pain
Acıyla bağırdı
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
gerçekten
sahiden ve şaka yapmadan
I seriously want to help
Gerçekten yardım etmek istiyorum
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını söylemek
He confessed to the crime
Suçu itiraf etti
oturum
Sahnedekanıtları dinlemek veya bir konuyu görüşmek için yapılan toplantı
The committee scheduled a hearing
Komite bir oturum planladı
işitme duyusu
sesleri işitme yeteneği
Hearing is one of five senses
İşitme beş duyudan biridir
kulak
başın yan tarafında duymamızı sağlayan organ
The hearing organ is on the side of the head
İşitme organı başın yan tarafındadır
duymak
bir şeyin bilgisine ulaşmak veya birinden haber almak
I am hearing about this for the first time
Bunu ilk defa duyuyorum
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
tatlı atıştırmalık
küçük tatlı yiyecek maddesi
I bought a sweet fancy at the shop
Dükkandan tatlı bir atıştırmalık aldım
diploma
Sahnedeeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
kontrol etmek
SahnedeDoğru veya kabul edilebilir olup olmadığını görmek için bakmak
Please check out the report
Lütfen raporu kontrol et
süzmek
Birine romantik veya hayranlık dolu bir ilgiyle bakmak
He was checking her out
Onu süzüyordu
çıkış yapmak
otelden ayrılma veya mağazada ödeme yapma işlemi
We need to check out by noon
Öğlene kadar çıkış yapmamız gerekiyor
çıkış
bir otelden ayrılma veya kasada ödeme yapma işlemi
Please complete your hotel check-out before noon
Lütfen otelden çıkış işlemlerinizi öğleden önce tamamlayın
kontrol etmek
bir şeyin doğru olup olmadığını incelemek
I will check out the facts
Gerçekleri kontrol edeceğim
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
emin olmak
Sahnedebir şeyden emin olmak için önlem almak
I am making sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin oluyorum
emin olmak
bir şeyin doğru veya kesin olduğundan emin olmak
I am making sure the doors are locked
Kapıların kilitli olduğundan emin oluyorum
zaman
Sahnedeolayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
emzik
Sahnedebebeklerin emmesi için kullanılan kauçuk nesne
The baby wants his binky
Bebek emziğini istiyor
hapishane
Sahnedeyasa dışı işler yapan kişilerin tutulduğu yer
He is in jail
O hapiste
bazuka
Sahnedetaşınabilir roket fırlatıcı
The soldier used a bazooka
Asker bir bazuka kullandı
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
ilaç
Sahnedehastalığı tedavi etmek için kullanılan madde
He takes medication every day
Her gün ilaç kullanıyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
protein
Sahnedevücudun büyümesine yardımcı olan, gıdalarda bulunan bir madde
Eggs are rich in protein
Yumurta protein bakımından zengindir
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
kara
Sahnedeyer kürenin katı kısmı
We finally saw land
Sonunda karayı gördük
iniş yapmak
uçuş sonrası yere inmek
The plane landed safely
Uçak güvenle iniş yaptı
elde etmek
bir şeyi başarıyla kazanmak
He landed a new job
Yeni bir iş elde etti
film
sinema veya televizyonda gösterilen hikaye
I watched a good film
İyi bir film izledim
şeytan çıkarıcı
Sahnedebir kişiden veya yerden kötü ruhları çıkaran kişi
The exorcist entered the room
Şeytan çıkarıcı odaya girdi
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
vampir
Sahnedehikayelerde kan içen ölü kişi
He is a vampire
O bir vampirdir
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
millet
Sahnedebir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
takdir
Sahnedebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
gözetmek
Sahnedebir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
bu sırada
Sahnedeiki olay arasında geçen sürede
I was cooking; meanwhile, he was reading
Ben yemek pişiriyordum; bu sırada o kitap okuyordu
bu arada
aynı süre içinde
I will cook meanwhile you set the table
Ben yemek yapacağım bu arada sen masayı kur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
çocuk
Sahnedegenç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
kadınlar tuvaleti
Sahnedekadınlar için ayrılmış tuvalet
Where is the ladies room?
Kadınlar tuvaleti nerede?
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
kırmak
Sahnedebir şeyi parçalamak veya bozmak
Don't break the glass
Bardağı kırma
ara
aktiviteye verilen kısa mola
Let's take a break
Bir ara verelim
çiğnemek
bir kurala veya yasaya uymamak
Do not break the rules
Kuralları çiğneme
haber vermek
birine önemli bir bilgiyi açıklamak
She had to break the news to him
Haberi ona vermek zorundaydı
polis
Sahnedesuçları önleyen görevli grup
Call the police
Polisi ara
kedi
Sahnedeküçük tüylü bir evcil hayvan
The cat is sleeping
Kedi uyuyor
sancılar
Sahnedeyoğun etkinlik veya acı dönemi
The company is in the throes of change
Şirket değişim sancıları çekiyor
ızdırap
büyük acı veya mücadele durumu
He was in the throes of agony
Büyük bir ızdırap içindeydi
sancılı süreç
büyük zorluk ve karışıklıkların yaşandığı dönem
The country is in the throes of change
Ülke değişim sancıları yaşıyor
hayalperest
Sahnedehoş düşünceler veya hayallerle dolu olan
She has a dreamy look on her face
Yüzünde hayalperest bir ifade var
dışarıda bırakmak
Sahnedebir şeyi dahil etmemek
You left out an important detail
Önemli bir detayı atladın
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
fırtına
Sahnedeyağmur veya karla gelen güçlü rüzgar
There is a storm tonight
Bu gece fırtına var
hışımla ayrılmak
çok öfkeli bir şekilde bir yerden çıkmak
He stormed out of the meeting
Toplantıdan hışımla ayrıldı
basmak
bir yere zorla girmek
The soldiers stormed the castle
Askerler kaleyi bastı
çileden çıkmak
Sahnedeaniden çok sinirlenmek veya heyecanlanmak
My dad will flip out if he sees the mess
Babam bu dağınıklığı görürse çileden çıkacak
sinir krizi
ani ve kontrolsüz duygusal tepki
He had a major flip-out at the office
Ofiste büyük bir sinir krizi geçirdi
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisse
bir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
et suyu
yemek yapımında kullanılan et veya sebze haşlama suyu
I used chicken stock for the soup
Çorba için tavuk suyu kullandım
balık sürüsü
bir bölgede yaşayan balık grubu
The stock is growing
Balık sürüsü büyüyor
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
inanılmaz derecede
Sahnedeçok büyük bir derecede
The weather is unbelievably hot
Hava inanılmaz derecede sıcak
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
damla
çok az miktarda sıvı
A drop of water fell on the floor
Yere bir damla su düştü
yetişmek
Sahnedebir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnedekadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
kız
dişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
masa
Sahnedeüzerine eşya koymaya yarayan ayaklı mobilya
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ertelemek
bir konunun görüşülmesini sonraya bırakmak
We will table the proposal
Öneriyi erteleyeceğiz
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur