

How I Met Your Mother — 9. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
512 kelime
Seviye
ayak
Sahnedebacağın uç kısmındaki vücut bölümü
My left foot hurts
Sol ayağım ağrıyor
alt kısım
bir şeyin en alt veya son kısmı
He sat at the foot of the bed
Yatağın ayakucunda oturdu
fut
12 inç'e eşit olan ölçü birimi
The ceiling is ten feet high
Tavan on fut yüksekliğinde
iyi başlangıç
bir işe olumlu bir şekilde başlamak
They got off on the right foot
İşe iyi bir başlangıç yaptılar
çevresi
Sahnedebir yerin etrafındaki alan
The city and its environs are beautiful
Şehir ve çevresi güzeldir
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
uzun
Sahnedeortalamadan daha uzun boylu olan
He is very tall
O çok uzun
zorlu
yapılması veya başarılması güç
Finishing this project is a tall order
Bu projeyi bitirmek zorlu bir iş
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
dikkate almak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
onurlandırmak
Sahnedebirine büyük saygı göstermek
They honored the hero with a medal
Kahramanı bir madalya ile onurlandırdılar
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
metabolizma
Sahnedecanlıyı hayatta tutan kimyasal süreçler
Exercise can speed up your metabolism
Egzersiz metabolizmanızı hızlandırabilir
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
hiçbiri
Sahnedebir grup içinden hiçbiri
None of the students failed
Öğrencilerin hiçbiri kalmadı
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
konudan sapmak
Sahnedeana konudan uzaklaşmak
I will digress for a moment
Kısa bir süreliğine konudan sapacağım
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
birbirine dolanmak
Sahnedebirbirine dolanmak veya örülmek
The vines intertwine
Sarmaşıklar birbirine dolanır
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
şevk
Sahnedebüyük bir enerji ve keyif
He ate his meal with gusto
Yemeğini büyük bir şevkle yedi
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
şık giyinmek
Sahnederesmi veya özel günler için özenli kıyafetler giymek
We need to dress up for the wedding
Düğün için şık giyinmemiz gerekiyor
giyinmek
üzerine kıyafet giymek
She decided to dress up for the party
Parti için giyinmeye karar verdi
kostüm partisi
insanların özel kıyafetler giydiği bir parti
We went to a fun dress up party
Eğlenceli bir kostüm partisine gittik
kılığa girmek
bir başkası gibi görünmek için özel kıyafetler giymek
The children love to dress up as superheroes
Çocuklar süper kahraman kılığına girmeyi sever
kılık değiştirmece
başkası gibi görünmek için kostüm giyilen bir oyun
We like to play dress-up
Kılık değiştirmece oynamayı seviyoruz
süslemek
bir şeyi daha çekici görünmesi için dekore etmek
You can dress up the room with flowers
Odayı çiçeklerle süsleyebilirsin
maskelemek
bir durumu gerçekte olduğundan daha iyi göstermek
He tried to dress up the bad news
Kötü haberi maskelemeye çalıştı
kız
Sahnedegenç kadınlar için kullanılan gayriresmi kelime
She is a cool chick
O havalı bir kız
civciv
Sahnedeözellikle tavuk yavrusu olan küçük kuş
The chick is yellow
Civciv sarıdır
bez
Sahnedetemizlik için kullanılan eski kumaş parçası
She wiped the table with a rag
Masayı bir bezle sildi
ragtime
20. yüzyılın başlarında popüler olan hızlı ve senkoplu bir piyano müziği tarzı
He played a lively piece of rag on the piano
Piyanoda canlı bir ragtime parçası çaldı
azarlamak
birine kızgın veya sinirli bir şekilde laf söylemek
He is always ragging on his brother
Kardeşini sürekli azarlıyor
regl
kadının aylık kanama dönemi
She is on her rag today
Bugün regl döneminde
hayır
Sahnedebir şeyi reddetmek veya hayır demek için kullanılır
The answer was nay
Cevap hayırdı
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
kapatmak
Sahnedebir cihazın veya makinenin çalışmasını durdurmak
Please turn off the lamp
Lütfen lambayı kapat
kapatmak
bir makineyi veya ışığı durdurmak
Please turn off the light
Lütfen ışığı kapatın
soğutan şey
birinin birine veya bir şeye olan ilgisini azaltan durum
Rude behavior is a real turn off
Kaba davranış insanı gerçekten soğutuyor
kafasını boşaltmak
bir şey hakkında düşünmeyi durdurmak
I need to turn off for a while
Bir süreliğine kafamı boşaltmaya ihtiyacım var
sapmak
seyahat edilen yoldan veya patikadan ayrılmak
Turn off the highway at the next exit
Bir sonraki çıkıştan otobandan sap
soğutmak
birinin ilgisini kaybetmesine veya tiksinmesine neden olmak
His rude behavior turned me off
Onun kaba davranışı benden soğuttu
sürtük
Sahnedeçok sayıda cinsel partneri olan kişiye yönelik aşağılayıcı ifade
She was called a slut
Ona sürtük dendi
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
mezuniyet balosu
Sahnedelise öğrencileri için düzenlenen resmi dans partisi
Are you going to the prom
Mezuniyet balosuna gidiyor musun
belki
Sahnedebelirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
berbat
Sahnedeçok düşük kalitede olan
The service at that restaurant was crappy
O restorandaki servis berbattı
ihlal
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
This is a clear violation of the rules
Bu, kuralların açık bir ihlalidir
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
koltuk
birine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
kasaba
Sahnedeinsanların yaşadığı, çok sayıda evin ve binanın bulunduğu yer
I live in a small town
Küçük bir kasabada yaşıyorum
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevgili
sevdiğin kişi
My love is waiting for me
Sevgilim beni bekliyor
yönelmek
Sahnedebirine veya bir şeye doğru hareket etmek
The dog is coming for the ball
Köpek topa doğru yöneliyor
hesap sormak
birine karşı koymak veya yüzleşmek amacıyla yaklaşmak
She came for him after his rude comment
Kaba yorumundan sonra ondan hesap sordu
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı becermek
I can manage to finish the report
Raporu bitirmeyi başarabilirim
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
başarmak
bir işi veya sorunu üstesinden gelerek halletmek
I can manage this task by myself
Bu görevi kendi başıma başarabilirim
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
süslemek
Sahnedebir şeyi güzel göstermek için şeyler eklemek
We decorate the cake
Pastayı süslüyoruz
madalya ile ödüllendirmek
birine başarılarından dolayı nişan veya madalya vermek
The general was decorated for his service
General hizmetlerinden dolayı madalya ile ödüllendirildi
dekore etmek
bir yeri veya odayı daha güzel hale getirmek
We want to decorate our living room
Oturma odamızı dekore etmek istiyoruz
girilmesi yasak
Sahnedegirilmesi veya dokunulması yasak olan
This area is off limits
Bu alana girmek yasaktır
dikkatle
Sahnededikkatli bir şekilde
Watch the screen closely
Ekranı dikkatle izle
Selam
Sahnedesamimi ve gayriresmî bir selamlaşma sözü
Heya, what's up?
Selam, naber?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
yeterince iyi
Sahnedekalite bakımından tatmin edici veya kabul edilebilir
He found a decent job
Makul bir iş buldu
seçmek
Sahnedebir grup arasından birini belirlemek
Please select an option
Lütfen bir seçenek seçin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
He was part of a select group
O seçilmiş bir grubun parçasıydı
robot
Sahnedeotomatik olarak hareket edebilen ve görevleri yerine getirebilen makine
The robot can clean the house
Robot evi temizleyebilir
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
büyük hala veya teyze
Sahnedebüyükanne veya büyükbabanın kız kardeşi
My great aunt is visiting us
Büyük halam bizi ziyaret ediyor
blöf yapmak
Sahnedeolduğundan daha güçlü veya kendinden emin görünmeye çalışmak
He is just bluffing
O sadece blöf yapıyor
uçurum
deniz veya nehir kenarındaki dik yamaç
The path goes along the edge of the bluff
Yol uçurumun kenarı boyunca ilerliyor
blöf yapmak
kandırmak için yalan söylemek
He is just bluffing about his cards
Elindeki kartlar hakkında sadece blöf yapıyor
bekarlığa veda partisi
Sahnedeevlenmek üzere olan bir erkek için düzenlenen parti
He is planning his bachelor party
Bekarlığa veda partisini planlıyor
misafir
Sahnedebir etkinliğe davet edilen veya bir evde konaklayan kişi
We have a guest for dinner
Akşam yemeği için bir misafirimiz var
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
strateji rehberi
Sahnedeplanların veya stratejilerin yer aldığı kitap
The team followed the playbook
Takım strateji rehberine uydu
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
yeni
Sahnedeçok kısa bir süre önce
The bread is freshly baked
Ekmek yeni pişmiş
zemin kat
Sahnedebir binanın giriş seviyesi
The office is on the first floor
Ofis zemin katta
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya heyecan belirten ünlem
Boy, that is a big dog
Vay be, bu çok büyük bir köpek
erkek çocuk
genç bir erkek çocuk
He is a little boy
O küçük bir erkek çocuk
ahbap
bir erkek ya da arkadaş için kullanılan samimi bir söz
That boy is my friend
O ahbap benim arkadaşım
dostum
birine samimi biçimde seslenme sözü
Boy, come over here
Dostum, buraya gelsene
erkek
erkek cinsiyetindeki kişi
The boy is waiting outside
Erkek dışarıda bekliyor
erkek çocuk
erkek çocuk ya da genç erkek
The boy is playing in the park
Erkek çocuk parkta oynuyor
oğlum
bir erkeğe seslenirken kullanılan samimi söz
Boy, listen to me
Oğlum, beni dinle
herif
erkek için kullanılan samimi ve kaba bir söz
That boy lives nearby
O herif yakında oturuyor
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
belirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
soy
Sahnedekişinin soyundan geldiği insanların dizisi
She has a royal lineage
Kraliyet soyundan geliyor
leke
Sahnedeyumuşak ve şekilsiz kütle
There is a blob of paint on the table
Masada bir boya lekesi var
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
bir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
karate
Sahnedetekmeler ve yumruklar kullanılan bir Japon dövüş sporu
I practice karate every Tuesday
Her Salı karate yapıyorum
detaylı
Sahnedeher ayrıntısı düşünülmüş ve dikkatle yapılmış
She did a thorough job
Detaylı bir iş çıkardı
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
cehennem
Sahnedeöfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Go to hell
Cehenneme git
cehennem
ölümden sonraki azap yeri
I don't believe in hell
Cehenneme inanmam
cehennem
büyük acı veya sefalet hali
Life was hell for him
Hayatı onun için cehennem gibiydi
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday